Article Index
Mozart
Sayfa: 2
All Pages

 Önüm, Arkam, Sağım, Solum MOZART 


Ham koparılan meyvenin olgunlaşması için ağaca yeniden takılabilmesi mümkün mü?


Bu konuyu ele almam istendiğinde, yazıyı kimseyi kırmadan nasıl yazabilirim diye epey düşündüm. Zor olduğunu biliyorum. Hiçbir anne babaya, “Senin çocuğun dahi falan değil, normal,” demek, hoş değil. Hiçbir çocuğa da, “Sabret, önce biraz büyümelisin,”demek akıl kârı değil. Zaten söyleseniz de sözünüzün dinleneceği kuşkulu.

Yani okunmayacak, okunsa da kulak arkası edilecek bir yazı için neden zamanımı harcıyorum diye düşünmeden edemiyorum...

Gerek adresine kolay ulaşılabilen bilindik bir yazar olduğumdan, gerekse yazarlığın yanı sıra uzun yıllar yayıncılık ve gazetecilik deneyimim bulunduğundan, çocuğunun kitap yazdığından söz ederek, okuyup düşüncemi belirtmemi isteyen ve nerede yayımlatabileceklerini öğrenmek isteyen ebeveynlerden (daha çok annelerden) çok sayıda ileti almışımdır. Kimi kez de, çocuğun kendisi direkt olarak yazıp, eke öykü ya da roman dediği metinleri koyar ve okumamı ister. Hatta okumak da yetmez, onları basmamı ister.

Cumhuriyet KitapBu bağlamdaki her ileti tüylerimi diken diken etmekle birlikte, empati kurmakta zorlanmamış, yazılanların “kitap” değil, henüz “müsvette” olduğunu hatırlatarak, bu tür çok defter doldurulması, çok çalışılması gerektiğini vurgulamışımdır. Oysa benden beklentinin bu olmadığının farkındayım. “Çocuğunuz harika! Yazdıkları mükemmel. Siz hiç yorulmayın, ben bunu hemen bir yerlerde yayımlatırım,” demem bekleniyor da; diyemiyorum, diyemem, demeyeceğim...

Hepimiz çocuk büyüttük. İçten içe, çocuklarımızda “farklı” bir üstünlük aradık. Onu diğer çocuklardan daha iyi, daha üstün kılacağına inanmak istediğimiz özellikler...  Hele öğretmenleri de, ebeveynlerin bu zaafını bilerek ya da bilmeyerek, beklentiyi körüklemişse, çocuğu merkeze alarak artık onun menajeri gibi davranmaya kalkışmamız, an meselesidir.

Çocuğumuzun dahi değil de, normal olduğuna inanmak için sebep aramamız ve belki de buna şükretmemiz gerekirken, ağzından dökülen her hoş cümlenin, yazmayı öğrenir öğrenmez döşendiği her satırın bir dehanın dışavurumu olduğuna inanmak için ancak ebeveyn olmak gerekiyor sanırım.

Peki ya öğretmenlerin sınıflarındaki öğrencilerin her birini, küçük birer yazar olduklarına inandırmak için sebepleri nelerdir? Okuma ve yazma eyleminin, dili zenginleştirmede ve doğru kullanımı yerleştirmede en önemli etken olduğunu çok iyi bilir öğretmenler. Büyük olasılıkla, “Bugün hepimiz kitap yazıyoruz,” diye çocukları heveslendirirken, kuşkusuz onların dil gelişimlerini öncelemiştir. Ancak daha sonrasında, “Haydi bakalım, şimdi yazdıklarınızı kitap olarak basıyoruz,” da ne oluyor?  O da yetmez, “Haydi çocuklar, şimdi de imza günü yapıyoruz...”

Kendilerinin “ilerde yazar olacağına” değil de, o anda!.. hemen!.. şimdi!.. gerçekten bir yazar olduğuna inanan çocuğun psikolojisini inceleyen oldu mu hiç? Ebeveynler ve öğretmenler, küçük yazarlar yaratmanın heyecanındayken, çocuğun geleceğe dair hedeflerini alt üst ettiklerinin farkındalar mı?

Elbette okul dergilerindeki yazılar, okul içi ya da okullararası kompozisyon yarışmaları farklıdır ve sonuna kadar desteklenmeyi hak eder, yanlış anlaşılmasın. Ortaya koymaya çalıştığım farkındalık, çocukların kendi aralarında yaptıkları yarışmaların ya da çalışmaların sonuçlarının, yetişkinlerin uzun yıllar boyunca deneyimlerini de katarak ortaya koydukları çalışmalarıyla eşit olduğuna inandırılması, ancak ilerleyen zamanda kitaplarının aile ve okul çevresi dışında itibar görmediğini fark eden çocukların uğrayacağı düş kırıklığının sorumluları olacağıdır.

Ver gazı ver gazı... Ne olur bunun sonrası?

Gerek yıllardır adresime yağan iletilerde gördüğüm, gerekse okul ziyaretlerimde ya da günlük yaşam içinde karşılaştığım ve kendilerine “Ben yazarım!” diyebilecek kadar fazlasıyla gaz verilmiş olan çocuklar adına kaygı duyuyorum. Kaygı duyulmayacak gibi değil ki! Üyesi olduğum spor salonunda, kayıt odasında babasıyla oturan dokuz-on yaşlarında bir çocukla, “Bakın bu da sizin gibi bir yazar,” diye tanıştırılmak, yazın hayatında neredeyse 40 yılını dolduracak bir yazar olarak şaşırtıcı olduğu kadar, çocuğun davranışları karşısında, bir yerlerde yanlış bir şeylerin olduğunu farkedip, nereye parmak basacağınızı bilememenin sıkıntısını da yaşatıyor insana... Sanırım, o çocuğun yüzündeki ifade ve tavrı, sonunda bu konuda bir şeyler yazmaya karar vermemin nedeni oldu...

Seçici kurul olarak görev yaptığım kimi yarışmalarda, çocukların yazdığı şiirleri, öyküleri, masalları okuyor ve karşımdakinin “çocuk” olduğunu aklımdan çıkarmayarak, şartnamenin beklentisine göre birini ikisini ya da üçünü beşini seçiyorum. Ama yarışmanın ardından, bir de bakıyorum ki, yarışmayı düzenleyen kurum, seçilen metinleri 'kitap'laştırmaya karar vermiş! Bunu duyduğum anda, “Adımı seçici kurul listesinden çıkartın lütfen,” diyorum. Kimi kez adımı silerek, kimi kez silmeden, yine de basıyorlar kitabı. Bazen bastıklarından haberim bile olmuyor...

İtirazımın nedeni, “Eyvah bana bir rakip geliyor, daha ortaya çıkmadan önlem alayım,” olabilir mi? Bu kadar komik bir düşünceyi gerçek sananlar, zaten okumuyordur bu yazıyı; çocuğunun dahi olmayabileceği imasını daha ilk satırlarda sezinlediklerinden, okumayı çoktan bırakmıştır.

Bilinmelidir ki, kitaba girecek her metin, editörlük çalışmasından geçer. Bir çocuğun yazdıkları üzerinde böyle bir çalışma, metnin baştan sona yeniden yazılması anlamına gelecektir ki, yedi ya da sekiz yaşındaki çocuklardan bile söz ediyor olabiliriz... Metnin editör tarafından yeniden yazılmasının ardından, ortaya çıkanın çocuğa ait özgün bir yazı olduğu söylenebilir mi? Kendi yaşının deneyimleri ve dil olanaklarının dar sınırları içinde çalakalem yazdığı metnin, bir kitapta okunabilir nitelikte yer aldığını gören çocuk, artık dilini düzeltmesi, geliştirmesi ve zenginleştirmesi konusunda çalışmaya ikna edilebilir mi?

Yok, çocuğun yazdığı şekliyle, yani yarışmaya gönderildiği ham haliyle basalım deniyorsa, bu kez yapılan dil ve mantık hatalarının çocuk okurların dil ve düşünce yapısını bozabileceği düşünülerek, kitabın dillerini geliştirme sürecinde olan çocuklara okutturulmaması gerekliliği çıkar ortaya. Aksi halde çocuk okurlar, sözcükleri ya da cümleleri belleklerine yanlış haliyle yerleştirebilirler. Hele ki bir kitapta yayımlandığına güvenle, doğru sanarak öğrendikleri hataları ilerde düzeltmeleri hiç de kolay değildir.

Yarışma sonrası çocukların metinlerini ille kitap olarak yayımlayalım dayatmasında, benim önerim, “Kitap değil, hiç olmazsa klasör yapın,” demek oluyor. Sayfaları spiralle topladığınız, kitapla dosya arası bir şey... Böylece, okurun kitapla olan ilişkisinde güven sarsılmamış olur. Öte yandan, metni klasöre giren çocuk da kendini gerçekten yazar sanıp, deneyimli yazarların yanında imzaya oturma hakkının bu kadar kolay elde edilebileceğini düşünmez. Zaten onlara da, “Çocuk Yazar” değil de, “İlerde Yazar Olma Potansiyali Olan Çocuk” denmesi daha doğrudur.

Ebeveynin  “Benim çocuğum yazar!”, öğretmenin “Öğrencilerimin hepsi yazar,” diye övünebilmesi, ilköğretim ilk kademesindeki bir çocuğun ise okulunu ziyaret eden bir yazarın karşısına, “Ben de yazarım!” diye çıkabilecek cesareti bulması, çocuğa pompalanan özgüven duygusu açısından yetişkinleri mutlu ederken, çok ciddi yanlışları beraberinde getiriyor. En büyük yanlış da ayarsız özgüvenle baş etmek zorunda bırakılan çocuğun kendisine...



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.