Çocuk edebiyatında eleştiri var mı?


“Bu kahveci güzeli gerçekten müstesna bir delikanlı... Balmumundan dökülmüş gibi yumuşak ve biçimli vücudu var. Zengin adam kahveci güzelini yanına alıp konağa götürdü. Hemen cemaati çağırarak kızını kahveci güzeline nikâh etti. Şerbetler içildi. Herkes yerli yerine ayrıldı. Gelin hamınla kahveci güzeli o gece gerdeğe girdiler. Girdiler amma kahveci güzeli kızı kolları arasına alınca bir de ne görsün. Kız bakire değil. Sabah olur olmaz kahveci güzeli bu kızı boşadı. Aradan bir kaç zaman geçince bir zengin kız daha aldı. Baktı ki bu kız da bakire değil. Sözde kızdır. Sabah onu da boşadı.”/Peyami Sefa, Paşa Kızı ve Koylü Çocuğu, Ay Dizisi’nden, Damla Yayınevi.

1997-2002  yılları arasındaki 5 yıl boyunca, Cumhuriyet Kitap Eki’nde çocuk kitapları hakkında olumlu/olumsuz görüş bildirdigim süre içinde, kitapları olumsuz eleştiri alan yazarlardan ya da o kitapları yayımlama izni veren editörlerden pek çok azar işittim.  Kimi iş yerimi arayıp kitabının ne kadar harika olduğunu savundu, kimi evimi arayıp çocukların kitaplarına bayıldığını, kendilerinin modern Jules Verne, ya da çocukların Orhan Pamuk’u  olduğuna dair uzun konuşmalarla beni inandırmaya çalıştı.  Editörler ise, kitabın satış şansını özellikle engellemeye çalıştığım ve bunun haksız rekabete girdigi konusunda beni suçlamaya kalktı.

Haksız rekabet asla olamazdı, bunu görmemek olası mı?  Kimse bir başka yazarın rakibi olamaz; herkesin üslubu farklı, konusu farklı, yazarlık standardı farklı.  Hele ki zaten niteliksiz bir kitabın kendi standardına rakip olduğunu düşünüp hakkında olumsuz bir eleştiri yazmak için aklı başında bir yazarın çıldırmış olması gerekir.

Onlarca hafta süresince yüzlerce kitap eleştirisi gelir geçer.  Bir çok yazar ya da yayıncıdan ses gelmez;  ne teşekkür, ne bir yorum. Hani beklendiğinden değil...  Ama ne zaman ki, 10-15 kitabın ardından 16. kitap icin olumsuz sözler söylenmiştir, işte o anda ortaya çıkıverirler; şaşırtıcı olan bu!

Onca kitap yorumunuz doğruydu da tam o anda, “Kitabı yanlış algılamış,” olursunuz.  Hatta “Siz kimsiniz ki benim kitabım hakkında bir şey söyleyebilirsiniz,” ya da “Sizin söylediklerinizi dikkate bile almıyorum; o sizin şahsi fikriniz...”

Kitabın niteliksizliğini ortaya koyabilmek aslında o kadar kolay ki; bunun için yazarın cümlelerini kullanmak yeterli!

“Hızır, baygın kızın üstüne doğru eğri dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle ona yiyecekmiş gibi bakarak yaklaşmış. Baygın kızın ırzını lekelemiş... ‘Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,’ demiş.”  Yine yazarın cümleleriyle devam: “Hızır da her gün gelmiş. ‘Seni ağabeyine söylerim,’ diye korkutarak onun koynuna giriyormuş. Kız memnun değilmiş ama yapabileceği bir şey de yokmuş.”  Bu masalda, adamın kafasını kesip ocakta iyice tütsülemek ve kıtır kıtır sertleştirmek yönteminden de söz ediliyor. Kıtır kıtır olan kafatası havanda dövülüp karabiber haline getirilir ve karabiberliğe konur!

1997-2000 yılları arasında çocuk kitaplarında karşılaştığım çocuk adına dehşet verici yanlışları üst üste ekleyerek, 2000 yılında Ankara Üniversitesindeki 1. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumunda, daha sonra da 2000-2003 arasındaki birikimimi de ekleyerek Osmangazi Üniversitesinin 2003 Çocuk Edebiyatına ve Çocuk Hekimliğine Yansıyan Şiddet Sempozyumunda sundum.  Ayrıca, Anadolu Üniversitesinde “Çocuk Edebiyatında Bir Tutam Şiddet + Bir Kaşık Vahşet = Ticaret” başlığıyla, ağırlıklı olarak şiddet örneklerinin sunulduğu bir konferans verdim.

Son günlerde üst başlığa taşıdığım, Damla Yayınlarının kimi kitaplarındaki satırların gazete manşetlerine taşınması, yayınevi adına yalnızca rastlantısal bir şanssızlık bence.  Çünkü bu tür kitaplar zaten yıllardır vardı, yıllardır onaylandılar, ve yıllardır çocuklarla buluştu/buluşuyorlar. 

Bu kitapları, içlerinden örneklerle ortaya koysanız da, çok ilginçtir, 1997’den beri üzerinde durulmadı, geçip gitti; kitaplar da hep satışta kaldı.  Üzerinde durulan, hatta durmakla kalınmayıp üzerinde ter ter tepinilen konu, “Neden benim kitabım daha güzel sözcüklerle tanıtılmadı,” ya da, “Kaç kez kitap yolladım, neden hålå tanıtılmadı,” oldu.

Tüm bu süreç içinde, eleştirinin ancak akademik çevrelerce yapılabileceği gerekçesiyle, bu alanda yıllarca çalışmış deneyimli yazarların eleştiri özgürlüğünün kısıtlanmaya kalkışılması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu.

Okumayan ya da okumaya vakit bulamayan bir toplumda, okuyanlar ve çocuk kitaplarında bu tür önemli hataları görenler de ses çıkarmayıp, “bir bilen”in eleştirisini beklerse ne olur?  Neler olduğu belli değil mi?
Kaç yıl geçti... Çocuk kitapları eleştirmenleri neredeler, nereye gizlendiler? Godot’yu mu bekliyoruz hâlâ? Oysa on yıllardır çoğaldı niteliksiz kitaplar.  Kendilerine destek de buldular ki, yürü ya kulum, özgürce çocuklara dağıldılar. 

Birkaç alıntı size, pek bildiğimiz bir masal kitabından:

*Sonunda bardağı ölü kadının suratına fırlatmış.       

*Baltayı aldığı gibi kendi ninesini öldürmüş.    

*’Nerden buldun bu ölüyü?’ diye sormuş adam. ‘Benim ninem demiş,’ Büyük Claus, ‘bir kese dolusu para için öldürdüm onu.'     

*...çiçek saksılarının en büyüğünü alarak ölünün başını içine koymuş ve üzerine toprak dökmüş."

Hangi kitap dersiniz? Evet, Andersen’den Masallar, Epsilon Yayınları, s.86-94

Çengili Kalenin Mendilli Güzeli öyküsünde, "Kadın gündüz kaleye aldığı erkekleri öldürüyor, kanlarını içiyormuş. Gece olunca da aşıkları ile gönül eğlendiriyormuş..” Küçük kardeş "...hançeri ile kadının boynunu kesmiş."  Kadını öldürünce de,"mallarını, eşyalarını alarak," eve dönmüş..  (Mendilli Güzel, Cuma Karataş, Gendaş Yayınları, s.10, 11, 15)

Beş Kardeşler Masalı'nın 94.sayfasından bir paragraf: "Canavar'ın yerde kıvrandığını gören Koca Dev, bu kez elindeki ağaç dallarıyla ona saldırıp iki gözünü birden oyuvermiş. Ondan sonrası çok kolay olmuş. Koca Dev, taş ve sopalarla yerde kıvranan Korkunç Canavar'ın başını parçalamış. Sonra gövdesini delip Canavar'ın kanlar içindeki kalbini ve ciğerini yemiş." Aynı masala devam ediyoruz ve 110. sayfa...: "Yaşlı Cadı, hemen onun üzerine saldırarak iki gözünü güçlü pençeleriyle oymuş. ...Koca kuş son saldırışında Dev'in boğazını koparmış. ...Koca Dev'in kopan boğazından dışarıya oluk gibi kan akmaya başlamış. Dev çırpındıkça kanlar çevreye yayılıyormuş. Az sonra ırmak suları kanlı akmaya başlamış. Yaşlı Cadı, Koca Dev can çekişirken, Dev'in bütün vücudunu parça parça etmiş."  (Beş Kardeşler Masalı, İsmail Sivri, Bilgi Yayınevi,  s.94, 110)

Bunlardan söz etmeyelim isterseniz. Bir yetkili bekleyelim. Görüp de görmezden gelelim. Sihirli değneğiyle bir eleştirmen iniverir de gökyüzünden, yayınevini kızdırmak pahasına, arkadaşını üzmek pahasına eleştirir bu kitapları.  Ama zor olan da bu zaten. Sevilmemeyi kimse göze alamıyor anlaşılan.

Tembel Ahmet masalından: "Tembel Ahmet bir an bile ürpermedi, irkilmedi. İlerledi, kılıcını güzel kızın gösterdiği yere indirdi. Dört bir yana kanlar fışkırdı. Korkunç dev sıçrayıp kalktı, inim inim inledi.”  “Tembel Ahmet kılıcını bir kere daha indirdi. Dev kocaman bir dağ gibi devriliverdi.” “Çok değerli mücevherler vardı, alabildikleri kadar aldılar. Ahıra gittiler, atları çıkardılar. Çok değerli malları yüklediler, yola çıktılar."  (Evvel Zaman İçinde, Türk Masalları Dizisi, Hazırlayan Mümtaz Güleryüz, Nehir Yayınları, Evvel Zaman İçinde s.65, 66)

Bu masallarla büyüyen çocukların, “vur, al malını, kaç, zengin ol” sistemini olumlamayı daha küçüklükten öğrendiğini söylersek yanlış olur mu?  Hele ki, öldürdüğü kişinin değerli mallarını alıp da köşeyi dönenlerin giderek çoğaldığı toplumumuzda...

"Yeşil Kuş" masalında, zengin bir adamın oğluyla padişahın kızı evlenirler. Evlendikleri gece, şöyle bir olay olur: "Kocası eline geçirdiği bir sopa ile üzerine doğru geliyormuş. Kendisini korumak için odanın bir köşesine kaçmışsa da, delikanlı hemen arkasından yetişerek onu yakalamış, dövmeye başlamış. Tam kırk sopa vurarak zavallı kızı âdeta hasta etmiş. Bir gün böyle, iki gün böyle. Kırk gündür kız kocasından her gün kırk sopa yiyormuş."         (Çocukları Uçuran Masallar, Hazırlayan Mümtüz Güleryüz, Türk Masalları Dizisi, Nehir Yayınları, s. 18)

"Dünya Güzeli" masalında: "Şehzade, gül çubuğunu kesiyor. Bakıyor ki sırma saçlı Dünya Güzeli, ay parçası gibi oturmuş gergef işliyor. Usulcacık yaklaşıyor şehzade, saçlarından yakaladığı gibi gül çubuğu ile dövmeye başlıyor." (Burada, Dünya Güzeli'nin tepkisine de dikkat etmemiz gerekir): "Sonunda Dünya Güzeli: 'Yeter delikanlı. Canım sana feda olsun. Ben de senin gibi bir yiğit bekliyordum,’ diyor. “Beraberce ata binip Padişahın sarayına geliyorlar." (Çocukları Uçuran Masallar, Hazırlayan Mümtüz Güleryüz, Türk Masalları Dizisi, Nehir Yayınları, s.44)

Çok yazık ki bu yazıdaki örnekler okunmadan, kısa bir göz dokunmasıyla geçip gidiverecek. Hep böyle olmuştur, böyle olacak.  Eleştiri bizim adımızı, bizim kitabımızı hedeflemediği sürece, buyursun geçsin. 

Çocuklarımız...Hem oku diyoruz onlara... Hem de okuma...

Böylesi ikilem acaba Türkiye’den başka hangi ülkede yaşanabilir?

Kavramlar açısından zararlı, dil olanakları zayıf, estetik bütünlüğü olmayan; okunduğunda çocukların kişilik gelişimini sarsacak, dilini bozacak eksiklikleri, hatalarıyla nice kitap, dizi dizi satılıyor çocuklara.

Utana sıkıla da olsa, yine ve ısrarla soracağım: “Çocuk edebiyatında eleştiri var mı?”

 


+ 5
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.