Çamay Öğretmenim ve Ben!


Orta bir, her dersine ayrı bir öğretmenin girdiği, alışması zor, yeni bir ortamdı. İlk Türkçe dersinde, kısa boylu, kabarık siyah saçlı, havalı bir öğretmen girdi sınıfa, “Türkçe öğretmeniniz benim,” dedi. “Adım Çamay.”

İlk derste, adımızı hatırlayamayacağını, ama eğer otobiyografilerimizi yazarsak, bir sonraki ders kimin kim olduğunu kolayca eşleştirip öğrenebileceğini söyledi. Bize, şimdi özgeçmiş dediğimiz, o zamanki tanımıyla ‘otobiyografi’nin ne olduğu konusunda kısa bir bilgi verdi ve kâğıt kalem çıkarıp yazmamızı istedi. Kalan ders sürecinde, “özgeçmiş”lerimizi yazdık.

Bir sonraki derste Çamay Öğretmen sınıfa girdiğinde, “Yazdıklarınızı okudum,” dedi. “Aytül Uncu hanginiz?”

Yüreğim yerinden fırlayacaktı nerdeyse. Yine yaramazlık yaparken mi yakalanmıştım yoksa? Azarlanacak mıydım sınıf önünde?

Çamay Öğretmen, kâğıdımı uzattı bana. “Aferin, çok güzel yazmışsın,” dedi. Sonra sınıfa döndü, “Eğer arkadaşınız isterse, yazdığını bize okur; sizler de otobiyografinin nasıl yazılacağını öğrenirsiniz.”

İstemez miydim? İçim içime sığmadı; sevinçle okudum.

Dersin sonunda Çamay Öğretmen beni çağırdı. Sevinçten hindi gibi kabararak öğretmenimin yanına gittim. Beni övecek, sınıfta sağ kolu yapacak diye bekledim...

“Bu kez yazındaki noktalama hatalarına not kırmadım. Ama bil ki bundan böyle, arkadaşlarının yazılarındaki üç yanlışa bir not kırarken, senin bir yanlışına bir not kıracağım,” dedi. “Bunun nedenini ilerde anlayacaksın.”

Kabarmış hindiyken ıslak serçeye döndüm... Şaşırmış; vurguna uğramıştım. Gözlerim yaşla doldu.

İyi yazmanın karşılığı bu mu olmalıydı? Hiç adil değildi! Cezalandırılmıştım! Benim için güzel yazmak mutluluktu, kolay ve eğlenceliydi; ama bundan böyle, yanlışlarımı tek tek kontrol ederek bir daha tekrarlamamaya dikkat etmem gerekiyordu. Bunun eğlencesi neredeydi?

Kompozisyon derslerinde en yüksek notu almak eğitim hayatım boyunca tutkumdu; asla vazgeçemezdim... Birçok yetişkinin doğru kullanmakta zorlandığı “de-da” takılarını, fiil ve zaman çekimlerini, cümle başıyla sonunun birbiriyle uyumunu, aynı cümle içinde özne takibini, Çamay öğretmenimin sınıfında, daha orta birdeyken öğrenip özümsedim.

Okuduğum okulda kurallar hâlâ öyle mi bilmiyorum ama, Amerikalı okul müdürümüz Mrs. Blake, ikinci dili çabuk öğrenebilmemiz için ders aralarında Türkçe konuşmamızı yasaklamıştı. Türkçe konuşurken yakalananlar disiplinden “eksi not” alırdı. Bu bakımdan, erken yaşta yabancı dil öğrenmenin Türkçe’yi bozduğu iddiasına karşı ideal bir örneğim aslında. Anadilinin mükemmelleşip yetkinleşmesinde sevgili Türkçe öğretmenlerinin işlevine de mükemmel bir model...

Çamay Öğretmenim haklıymış, onun bana ceza değil, karşılığı 100’ün üzerinde kitap olan büyük bir ödül verdiğini yıllar sonra anladım...

Böyle öğretmenler var mı hâlâ? Yoksa onlar eski çağlara ait birer masal mıydılar? 


+ 1
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.