En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Anadili Dergisi - 2000 - Sayfa: 4

Article Index
Anadili Dergisi - 2000
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
All Pages

 

Keloğlan ile Kırk Haramiler masalındaki Keloğlan’ın ruh halini anlatan satırlar: "Günler geçtikçe canı sıkılmaya başladı. Sırt üstü yatarak yağ bal yemekten bıkmıştı. Keloğlan'a oyunsuz, düzensiz, çekişmesiz yaşamak zor geldi. Kel kafasını kaşıdı, şöyle bir düşündü. Derken, aklına bir kurnazlık geldi." Rahat ve huzurlu yaşamdan sıkılan, hep birilerini dolandırarak eğlenmekten hoşlanan Keloğlan’ın, çocuklarına ya da öğrencilerine örnek olmasını isteyecek anne-baba ve öğretmenler var mıdır?  (14)

Ve işte, tüylerimi diken diken eden ve beni günlerce uykusuz bırakan bir başka Keloğlan masalı... (9) “Keloğlan ve Ak Ülke” adlı masalda, güzel kadınlara düşkün bir padişah vardır Bu padişah, ülkesindeki bütün güzel kadınların ailelerini öldürtüp, “kadını odasına alırmış”. Keloğlan halkı padişaha karşı ayaklandırır. Halk, padişaha saldırır ve "üzerine çullanmaya, Keloğlan'a yardım etmeye başlamışlar. Onlar da ısırıp kemirmişler..." Isırıp kemirmeyle de kalsalar iyi! Devamı şöyle: "Keloğlan ve delirmiş kalabalık padişahı parça parça etmişler. Her parçasını sarayın penceresinden aşağıya atmışlar. Köpekler doyasıya yemişler." Yüzyıllar önce bu davranış “kahramanlık” olarak tanımlanabilir, ancak 21. yüzyılda buna “linç” adı veriliyor ve suçlular cezalandırılıyor!

Aynı kitabın “Kırk Odalı Saray” masalındaki padişah da rastlantıya bakın ki, ilk masalda olduğu gibi kadın peşindedir: "Ülkenin neresinde güzel bir kadın, güzel bir kız varsa getirtirmiş. Hepsini de karı yaparmış."  Padişahın üç oğlundan ikisi, kötü yürekli yaşlı adam tarafından, balta ile enselerinden vurulup "kafası koparılaraktan" öldürülür. Daha sonra bu kötü adam baltayla öldürülür. Sonrası mı?  Ölen adam canlanır ve padişahın baygın yatan kızına tecavüz eder. Bu şöyle anlatılır: "Baygın kızın ırzını lekelemiş."  Kız ayılınca da, "Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın," diyerek korkutur. Böylece her gün "onun koynuna giriyormuş. Kız memnun değilmiş ama yapabileceği birşey de yokmuş." Sonunda Padişah kızı, kendisine sürekli tecavüz eden bu hortlaktan gebe kalır. Çocuğu olacağı için ondan hoşlanmaya da başlar ve evlenirler! Çocuk doğar doğmaz büyür ve anne ile kötü yürekli babasını öldürme planları yapmaya başlar. Anne ile baba da oğullarını öldürme peşindedir. Arada öldürülecek bir de dayı vardır! Ölüm planları yapan bu yakın akrabalardan baba, anneye der ki, "Ben onları öldüremem de onlar beni öldürürlerse, kafamı getir, ocakta tütsüle. Kıtır kıtır sertleştir. Sonra da havanda döv, aynı karabiber gibi yap. Karabiberliğe koy."  Masalın sonunda çocuk, anne ve babasını öldürür. Çeşme başındaki kızlar aralarında, “Ne iyi etti de kötü yürekli anasını öldürdü,”  diye konuşarak,  çocuğu ülkelerinin kurtarıcısı olarak ilan ederler. (15)

Böyle bir masalın çocuklara iletisi ne olabilir diye gelin birlikte düşünelim... Zengin olanların kadına düşkün olacağı, zengin ve kadın düşkünü olanların öldürülebileceği, tecavüze uğrayan bir kızın susması gerektiği, konuşursa gebe kalabileceği, ölen insanların canlanabileceği, aramızda hortlakların dolaşıp uyurken bizlere tecavüz edebileceği, bize tecavüz edenlerden hoşlanabileceğimiz, akrabaların birbirini  öldürebileceği, ocakta pişirilen insan kafasının kıtır kıtır sertleşeceği, kullandığımız karabiberin insan kafasının tozları olabileceği, kötü yürekli olduğu düşünülen annelerin öldürülebileceği, genç kızların annesini öldüren yakışıklı gençleri kahraman olarak görebileceği... Daha neler neler...

Keloğlan masallarıyla çocuklara iletilen yanlış mesajlara dikkati çeken yazarlarımızdan biri de Gülsüm Cengiz’dir. Bir köşe yazısında şöyle der: “Keloğlan, yalnız birtakım kurnazlıklarla zengin olmak isteyen, salt köşe dönücü bir tip değildir; şantajcı, dolandırıcı ve katildir. Bütün bunlara neden ise, zengin olup sınıf atlama isteğidir.”  Keloğlan masallarının sonunun mutlu bitmesini ise bakın nasıl yorumluyor: “Bunun altında, ‘Eğer Keloğlan’ın yaptıklarını yaparsanız, siz de kurtulabilirsiniz, zengin olabilirsiniz’ gizli iletisi yatmaktadır.” (16)

Türk masal yazarlarının dünya masal yazınında yer almamalarını, bir başka deyişle tanınmamalarını neye bağlıyorsunuz? Bu yönde çalışmalarınız ve önerileriniz var mı?

Bence burada sorun çağdaş Türk masallarının niteliği değil, fırsatlardan yararlandırılmamasıdır. Bunu da, toplumumuzda her alanda yaygın olarak karşımıza çıkan, “Keloğlan” tipine bağlıyorum.

Çevrenize dikkatlice bakarsanız, her yerde bir Keloğlan görürsünüz. Keloğlanlar fırsatlara açılan kapıların başında otururlar ve kendisinden  başka kimse yararlanamasın diye kapıyı asla açmazlar. Keloğlanlar hep birilerinin önünde durur, yolu kaparlar. Başkalarına yol verir de ilerlemesine neden olur, kendisi geride kalır korkusu sinmiştir her yanlarına. Ne zaman ki bu kişisel hesaplardan kurtulur, toplumsal  hesaplara girebiliriz, işte o zaman ilerlemeye başlarız. Gelişmeyi engelleyen, insanların yüreklerindeki kıskançlık, haset ve hırstır. Oysa ilerleyen toplum, tüm bireylerini de zaten beraberinde sürükler, bence göz ardı edilen budur.

Yurt dışından gelmiş talep yazıları, yanıt verme süresi aşılana kadar masalarda bekletilir, ya da Türkiye’den yazar adı sorulduğunda, sanki ülkede deneyimli, iyi yazarlar yokmuş gibi henüz kitabı bile basılmamış ya da bir-iki kitabı olan yazar isimleri verilerek, konunun geçiştirilmesi sağlanır. Yazarlarla ilgili sorulara ise, “o artık kitap yazmıyor”ya da “nerede olduğu bilinmiyor” gibi yanıtlar verilerek, yazarın kendi dünyasının dışına çıkabilmesi engellenir. Bir başkasının yararına olabilecek bir talep o kişiye ulaştırıldığında, ona olabildiğince kısa bir süre bırakılır. Böylece iyi bir hazırlık yapılabilmesi, hatta yanıt verebilmesi bile engellenebilmiş olur.

Bunlar Keloğlan mantığının yetişkinler dünyasına ait icatlarıdır.

Benim bu yönde çalışmalarım var elbette. Keloğlanların öksesine takılmadan, kendi kararlarımı vererek ve sağduyuma güvenerek çalışırım, bu yüzden yol alabildiğimin farkındayım. Üstelik çevremde, bana her zaman çok yardımcı olan iş arkadaşlarım, destek veren yazar dostlarım vardır. El birliği ile çok şey yapılabiliyor. Birkaç yıldır yazar, çizer, yayıncı, çevirmen adlarını ve adreslerini arşivliyorum. Yayıncı arayanlar mı dersiniz, yazar arayanlar mı, kitabını, afişini, reklam broşürlerini resimletmek isteyenler mi... Bu kişiler bana ulaştığında onlara uygun bilgileri derhal gönderiyorum. Yurt dışı ile de birkaç bağlantım var. Türkiye’de yayımlanan kitaplardan örnekler gönderiyorum; kimi kütüphanelere giriyor, kimi yurt dışındaki dergilerde tanıtılıyor. Türkiye’de çocuk kitaplarıyla ilgili gelişmeleri ve yapılan çalışmaları da İngilizce’ye çevirip, ilgilenen kuruluşlara, dergilere gönderiyorum. İçimizden birkaçının sıyrılıp yurt dışına açılabilmesi ve ülkemizin de dünya edebiyatında yerini alabilmesi için birbirimizi yemek yerine desteklememiz gerektiğine inanıyorum. Tek çözüm budur.

Ayrıca, uzun bir süredir, WIU’de (Washinton International University) “eğitim” dalında üniversite ve master programına girdim. Bunca işimin arasında bir de “eğitim ve eğitim psikolojisi” konusunda kendimi eğitmeye çalışmam, bu konudaki son gelişmeleri ve önemli bilgileri, bundan yararlanabilecek insanlarla paylaşmak içindir.

Cumhuriyet Gazetesi’nin Kitap Eki’nde hazırladığımız “Çocuklar İçin Kitaplar” sayfası için her gün hiç aksatmadan çocuk kitabı okuyorum. Elimde her zaman bir torba, içi kitap dolu... Şöyle elimi kolumu sallayarak dolaştığımı göremesiniz. Tek amacım, iyi kitapları öne çıkararak çocukların ellerine ulaşmasını, böylece ruh sağlığı yerinde bireyler olarak yetişmelerini sağlamak.

Ana babalar çocuklarına masal kitabı seçerken nasıl bir yol izlemeliler...

Bu çok yönlü ve çok uzun bir konu.  Öncelikle, kendisine kitap alınacak olan çocuğun hangi yaşta olduğu çok önemlidir. Bir de, okumayı seven bir çocuk mudur, yoksa kitapla yeni mi tanışacaktır; doğru kitap önerisinde bu da çok önemli bir unsurdur.

Dikkat ederseniz, hep çocukların “okumayı” sevip sevmemesinden söz edilir. İşte işin sırrı da burada zaten! Siz hiç kitap “dinlemeyi” sevmeyen bir çocuk duydunuz mu?

Çocuklar, okumayı öğrenmeden önce kitapla tanıştırılırsa, kitabı severler. Kitap dinleme, anne ya da baba ile birebir paylaşılan en güzel saatlerdir, hangi çocuk buna hayır diyebilir? Gelgelelim, okumayı öğrenir öğrenmez, “Haydı bakalım artık kendin oku!” diyerek kitabıyla başbaşa bırakılan çocuk, kitabı, anne ve babasından onu ayıran bir düşman olarak görmeye başlar ve “okumayı sevmeyen” bir çocuk olarak çıkar karşımıza... Oysa çocuklarımıza her yaşta kitap okuyabiliriz, okumalıyız!

Kitap seçimine gelince... Anne baba, öncelikle çocuğunu tanımalı; hangi konulardan hoşlanacağını bilmeli ve onun sevebileceği türden kitaplar almalı. Ucuz kitabın,  ucuzluğundan başka bir çekiciliği yoktur. Yekişkinleri cezbeden bu çekicilik, çocuğa iticilik olarak yansır.  Bir kilo şeftali alıp ortaya koyun ve çocuğunuza bir tanesini seçmesini söyleyin. Hiçbir çocuk gidip çürük olanı, ezilmişi, kabuğu pörsümüşü seçmez. Bütün çocuklar - genlerinde mi vardır bilinmez - her şeyin en güzelini bir bakışta ayırdederler.

Böylesine seçici olan çocukları, kâğıt kalitesi, resimleri, baskısı kötü kitaplarla kandırmaya kalkışırsak, kötüye kabullenmeye zorlanan çocuğun, estetik zevkini yitirmesine neden oluruz. Çevremiz, zaten estetikten yoksun sürüyle yetişkin doluyken, çocuklarımızın estetik değerlerini korumaları için özen göstermeliyiz.

Öte yandan, görsel olarak mükemmel görünen kitapların içeriğinin çocuklarımıza uygun olup olmadığını saptamaya gelince... Bunun en kestirme yolu, yetişkinlerin de çocuk kitaplarını okumasıdır.

Bir yetişkinin, sıkıcı bir kitabı çocuğuna okurken iyi vakit geçirdiği söylenemez elbette.  Eğer çocuk, yetişkinin okurken sıkıldığı o kitabı sabırla dinliyorsa, bunun nedenini çocuğun o öyküyü ya da masalı çok beğenmiş olmasında değil, kitabı ona okuyan kişinin sesini, sevgisini ve yakınlığını yitirmek istememesinde aramak gerekir. Çünkü iyi bir çocuk kitabı, hem yetişkinin okurken zevk duyacağı, hem çocuğun dinlemekten hoşlanacağı bir kitaptır ve içeriğinde her iki tarafın da seveceği özellikler barındırır.



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.