En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000 - Sayfa: 2

Article Index
Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
All Pages

 

Kadın, kendi gücünü, kendi dinginliğini bilir de, neden bu özelliklerini dile getirmez ve çocuklarına aktarmaz bu çok ilginçtir. Öylesine şartlanmışız ki, en çağdaş anne bile,  kadın kimliğini ne erkek çocuğuna, ne kız çocuğuna tam olarak anlatmaz. Kadın, yaşarken deneyerek keşfedilmesi gereken  bir canlı türüdür. Duygusal çalkantılar içinde anlaşılmaz, çözülmez bir düğüm olarak hem kendini, hem çevresindekileri şaşırtır durur. Kadın bile kendini anlatmazsa, kadını kim anlayacak?

Ben Beni Bırakma Hayat adlı kitaptaki öykülerde, “ben kadınım en güçlüyüm, en önemliyim” gibi iletiler vermiş değilim, çünkü ne kadının erkekten daha önemli ya da daha üstün olduğunu düşünüyorum, ne de erkeğin kadından... Benim vermek istediğim ileti şudur: “Ben insanım, kendimi keşfetmeliyim”.

İster kadın olsun ister erkek, cinsiyet, içinde aşk olduğu zaman önem taşıyor. Aşk yoksa, sonuçta hepimiz insanız. Ölçü, insani değerlerdir...

Öyküler, kadın gözü ve gözlemleriyle anlatılıyor; hatta başrol kadınlara veriliyor, ancak bu, kitabın sayfalarını salt kadınların çevireceği anlamına gelmiyor elbette. Sağlıklı bireyler, sağlıklı beraberlikler demekse, erkeklerin rolü de çok önemli… Ve siz öyküler boyunca, bu role de güçlü vurgular yapıyorsunuz. Erkek okurlarınızdan aldığınız görüşleri öğrenebilir miyim?

Öykülerdeki başrolü kadınların kapmasının nedeni, kadınların erkeklerden daha yetenekli bir başrol oyuncusu olması değil! Benim, kadın kimliğini - doğal olarak! - daha iyi tanıyor olmam. Kadın kimliğinin bütünlüğünü biliyorum, tanıyorum, yaşıyorum. Ama erkek kimliğinin haliyle ancak yaklaşabildiğim, uzanabildiğim ya da bana sunulan bölümleri kadarını bilebilirim. Bu nedenle, kahramanım kadın oldu. Ancak, dikkatinizi çekmiştir, Okaliptüs Ağacı (Orman) adlı öyküde, erkek de kadın da başroldedir ve rolleri hani neredeyse hece sayısına kadar eşittir. Bir aşk öyküsüdür bu. Aşkın gerçekliği, iki tarafın da rollerinin eşit dağılımıyla vurgulanıyor. Zaten eşitlik olmasa, aşk böylesine gerçek olamaz, çoğu kez olduğu gibi bir tarafın baskısına, diğer yanın razı oluşuna dayanır ve çıkar ilişkilerinin dengesi bozulduğunda aşk da ortadan silinirdi.

Bu öykü aslında çok ilginçtir. Bir aşk yaşayan erkekle kadının, adım adım aynı olayları yaşarken, nasıl farklı düşündüğünü, olayın nasıl başka başka yönlerine önem verdiğini görürsünüz. Bence kadın ile erkek arasındaki gerçek fark işte budur. Aynı anda birlikte yaşanan olaylar, kadında ve erkekte farklı iz bırakır. Yaşama tad veren de, bu farklı yorumların birbirbirimize aktarılarak iç dünyamızın zenginleştirilmesidir.

Kitabı okuyan bir erkek okurum, “Tek kelimeyle sarsıldım!” demişti. “Sarsıldım. Çünkü en yakınımdaki kadının neler düşündüğü üzerinde hiç zaman harcamamış olduğumu fark ettim...” Bu tarz duyumlar alıyorum ve çok seviniyorum. Kitap, bir erkeğe kadının kimliğini açıklarken, bir bakıma kendi hayatıyla da hesaplaşarak, olumlu değişimlere açık olmanın gücünü anlatıyor. Değişimin gücü, insanın kendi elinde. Değişimin olumlu yönde olmasının kararı da yine kendi içindeki güçte.

Bir de “Çöl Çalısı” adlı bir öykü vardır. Bu öyküde, yukarıda adını verdiğim aşk öyküsünün tam tersine, yok olan bir aşkın yıkıntılarının üzerinde hâlâ hak edinme savaşının sürmesi anlatılır. Öz bir ifadeyle, bir boşanma öyküsüdür bu. Ben kendim de yaşadım boşanmayı, ne demek olduğunu bilirim. Birçok kadın ya da erkek arkadaşımın, halen bu yıkıntıların üzerinde debelenerek mutsuz bir yaşamı sürdürmek zorunda kaldıklarını da biliyorum. Bana gelir, dertlerini anlatırlar. Ben de “Kelin merhemi olsa başına sürerdi” esprisiyle onları rahatlatmaya çalışırım. Böyle sıkıntılı bir süreci doğal yaşam süreci haline dönüştürmüş olan insanların ileşitim bozukluğunu gözler önüne sermek istedim öykümde. “Okalüptüs Ağacı (Orman)” öyküsünde olduğu gibi, bu öyküde de, yine kadınla erkeğin yaşadığı olaylar aynıdır ve her ikisi de olayları kendi cinsiyetinin vurgusundaki algılamalar içinde değerlendirmektedir. O zaman bu iki öykünün farkı ne diye soracak olursanız... Ben de bunu sormanızı bekliyordum. Ama yanıt vermeyecegim! Çünkü yanıtı,  okurlar zaten biliyor. İpuçları, her iki öykünün onlarda bıraktığı izlerde... 

Ya kadınların görüşleri... İçinde bulundukları, yaşadıkları ama ayırdında olmadıkları gerçeklerle yüz yüze gelen okurlarınız oldu mu?

Kadın okurlar bu kitabın kendilerine yazıldığını sanıyorlar. “Beni anlatmışsın”, “Benim duygularım”, “Şaşırdım, beni bu kadar yakından nasıl tanıyabilirsin,” türünden yansımalar çok. Ama gerçeği söylemek gerekirse, bu kitabı ben kadınlara yazmadım. Erkeklere, kadında tanımakta güçlük çektiği özellikleri ortaya koyarak yaşamı çiçeklendirmede, iki cinsin birbirini tanımak ve anlamak istemesinin gerekliliğini ve önemini  vurgulamaya çalıştım. Erkeğin kadını tanıyamama nedenindeki en büyük etkenin, çoklukla kadının kendini küçük yaştan itibaren gizliyor olmasından ileri geldiğini düşünerek, kadını, kalbinin en derin köşesine kadar soydum!

Ancak, kitabı okuduktan sonra, yıllırdır derinlere gömdüğü kimliğini bulup çıkartarak kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini fark eden kadınların sayısının da çok olduğunu gördüm. Buna sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim!Aslında insanın kendi kimliğini keşfetmesi, bir süreçtir. Kimi erken yaşar kimi geç, kim hiç! Bu kitap, kadınların kendiyle yüzleşme sürecini hızlandırdı o kadar. Yoksa kadını değiştirmedi. Kadın ve erkek, zaten kendi içinde bir bütündür.



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.