En Yeni Kitaplarım

cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
koku_delisi-3
miymiy-teyze-5a
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
sozvermistinanne
sozvermistinbaba
tak_tak_tak-sans_geldi

Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000 - Sayfa: 5

Article Index
Ankara Kültür ve Sanat Rehberi - 2000
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
All Pages

 

O zamanlar yirmi yaşındaydım. O yaşlı babaanne çoktan öldü. Ama ben onun sözlerini hiç unutmadım. Onca acıya ve sıkıntıya rağmen yaşama tutunmak isteyen bu insanın hayata verdiği değer beni çok etkiledi. Sizin de açıkladığınız gibi, sağlık, yaşama asılma duygusunu güçlendiren bir başlık. Ben öykülerimde bu başlığı, kahramanların neden koşmayı bir an bırakıp da durup düşündüklerini ve hayatla hesaplaşmaya giriştiklerini açıklayıcı ve kuvvetlendirici bir neden olarak kullandım.

10. Çocuk yazınına kazandırdığınız 70 kitap ve 28 yıldan sonra, şetişkinlerin dünyasına bir öykü kitabıyla girdiniz. ‘Büyükler’e yazarken, yıllardır ‘küçükler’e yazıyor olmanın yaklaşım ya da yazım tekniğinden yararlandınız mı?

Söylediğniz gibi “Yıllardır küçüklere yazıyor olmanın yaklaşım ve ya yazım tekniğinden yararlanabilmeyi” çok isterdim doğrusu, bu mümkün olsaydı, benim işimi kolaylaştırırdı. Hayır, tam aksine beni engelliyor.

Bir şey yazmak için daha konuyu yakalarken, beynim ne yapıyor ediyor, konuyu çocuk felsefesine sokup bana çocuk kitabı yazdırıyor. Yetişkinler için yazayım diyorum, yine bir de bakmışım, başka bir dosya açıp çocuk kitabına dönmüşüm.

Şu da var: Yetişkinler için bir öykü yazarken, çocukları ilgilendiren temayı, çocuk dilini ve çocuk mantığını kullanmaya kalkıyorum. Bir de bakıyorum, yazdığım öyküyü, çocuksu öğelerle doldurmuşum.. “Sana gülerler” diyorum kendi kendime, yazıyı düzeltmeye çalışıyorum ama bu kez kendimi mutlu edemiyorum! O öğeler beni eğlendiriyor aslında ve onları oraya buraya yerleştirerek, yetişkinlere yazmanın bana yüklediği zorunluluklardan biraz yan çizmeye çalışıyorum.

Kendimden hiç de laf olsun röportaj dolsun diye boşu boşuna yakınmadığımı anlamanız için hemen size “Beni Bırakma Hayat” adlı kitaptan örnek vereyim:

“Ben, saydam bir cam, bir kristal parçası, bir elmas... Ben, pırıl pırıl gökyüzü, sıcak güneş, özgür kuşlar... Ben, bir prenses, Andersen’den Masallar’ın birinde... Bir peri kızı, saçlarında yıldızlar ışıldayan... Ben, denizlerin masal denizkızı... Ben, Alis Harikalar Diyarında, ben Pinokyo Mutluluk Ülkesi’nde.”

Hangi yazar kalkar da bir sevişme sonrasındaki doyumu ve mutluluğu bu sözlerle anlatmaya kalkar? Hani saydam bir cam ya da kristal parçası var ya, orada da aslında Sinderella’nın koşarken ayağından çıkan kristal ayakkabıyı düşünmüşümdür, inanın! Ben gizlemeye çalıştıkça, onlar açığa çıkıveriyorlar.

Ya “Bir Peri Masalı” adlı öykü kahramanının, öykü sonunda çok uzak ülkelerde yaşayan bir peri kızının masalını yazmaya karar vermesine ne diyorsunuz? Kahramanın seçeceği başka konu mu yoktu yani? Neden ille de çocuk kitaplarıyla ilgili takıntılarımdan birini oraya yerleştirmeye çalışıyorum?

“Doğruları bir kavanoza koyup ağzını kapatmak, kurabiye gibi her gün çocuklara birer birer verebilmek isterdim. Sağlam kişiliğin bir hapı olsa... İyi düşüncelerin, mutlu yaşamın bir şurubu... Sabah akşam birer kaşık!”

“Karpuz Çekirdeği” öyküsünden bu alıntıda da çocuksu öğelerle, çocuk yetiştirmede doğruları bulmanın sihirli formülü aranıyor!

Yazarın kitabını rtaya çıkarış serüveni, okurlarınca her zaman merak edilen bir konudur. Çalışma ortamları, yöntemleri, süreleri, yararlandığı malzemeler… Siz bu başlıkların altını nasıl doldurursunuz?

Yazı yazmak bende bir tutkudur. İçten, yürekten, coşkuyla yaptığım bir iştir. Bunca kitap hazırladım, yeni bir kitap hazırlarken hâlâ ilk kitabını yazan bir yazar heyecanı ve sabırsızlığı duyuyorum dersem, bana inanmakta zorlanabilirsiniz, ama gerçek bu.

Beni Bırakma Hayat’ı yazarken, aynı anda dört beş öyküye birden başlamıştım. Bu nedenle öykülerin arasında geçişler vardır. Biraz kendimi eğlendiriyordum böyle, yani bir öyküden ötekine bazı ipuçları yerleştirerek ya da bağlantılar kurarak, bilincimi sürekli ayakta tutuyordum ve okurların da bu geçişleri görüp görmeyeceğini merak ediyordum. Hani bir odaya girince, gizli geçit bulunduğunda öteki odaya da geçilebilecek bir  dedektiflik oyunu gibi...

Gece gündüz, aklımda öyküler vardı. Gündüzleri iş yerinde aralıklarla, gece ise evde geç saatlere kadar yazıyordum. Aynı anda, bir yandan da çocuk kitapları yazıyordum ama, bir de düşünün ki hayatta tek işim kitap yazmak da değildi!

Bilgisayarı kapatıp yattığımda, falanca öyküdeki falanca sözcüğü öyle mi yoksa böyle mi yazdığım aklıma takılınca uyuyamıyor, her seferinde hemen kalkıp bilgisayarı tekrar açıyordum. Gündüz öykünün bittiğini düşünüyordum, gece yatınca yine aklıma bir şeyler geliyordu, kalkıp ilaveler yapıyordum. Bu böyle böyle iki yıl kadar sürdü. Sonunda bittiğine kanaat getirip, öykülerimi çok sevdiğim yazar Ayla Kutlu’ya gönderdim. Görüşlerini bana iletmesini nasıl sabırsızlıkla beklediğimi size anlatamam. Hani halimi gören de, zavallı yazar heveslisi hayatında ilk kitabını yazmış, beğenilsin diye tırnaklarını kemirerek heyecanla bekliyor der.

“Küçükler için de yazıyor olmanın yaklaşım ya da yazım tekniğinden” yararlanıp yararlanmadığımı sormuştunuz... Aslını ararsanız, çocuklar için yazıyor olmam ve o sırada onlarca kitabımın yayımlanmış olması benim geçebileceğim kapıları nasıl da daralttı, eleştirileri nasıl da sivriltti, tolerans limitlerini nasıl da düşürdü size anlatamam. İlk kitabı yayınlanacak bir yazar savrukluğunda olamadım. “Beni Bırakma Hayat” aslında benim kırk dördüncü kitabımdı ve bu yüzden, yetişkinler için yazdığım ilk öykü kitabım olmasına rağmen, ilk kitabı yayımlanan bir yazar olmanın toleransını ne bir başkasından, ne de kendimden bekleyemezdim.

Bir yıl da, kitap üzerindeki düzeltmelerden emin olana kadar geçti. Sonunda, “Beni Bırakma Hayat” basıldı.

Her kitap ortaya çıkana kadar aynı serüveni geçirmez tabii. Hepsinin öyküsü farklıdır. Ama genel olarak, her gün, her an yazdığımı söyleyebilirim. İş yerinde yazarım. Eve disket getirir yazmayı sürdürürüm. Disketi ertesi sabah iş yerine götürür, orada fırsat buldukça devam ederim. Böyle böyle günler geçer ve “Evet, işte oldu!” diyene kadar, yani önce kendime beğendirene kadar kitap üzerinde çalışırım.

Bu sıralar, bütün bu yoğun çalışmaların arasında, bir de uzaktan eğitim sistemiyle kayıt olduğum Amerika’da bir üniversitede “Education “(Eğitim)  dalı üzerinde üniversite ve master çalışmalarım var. Bir yandan onları da sürdürüyorum. Öte yanda, biliyorsunuz, Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki çocuk sayfasına, yazıyorum. Bu tanıtımları yapmak için haliyle durmaksızın kitap okumam gerekiyor!

Kendime zaman kalıyor mu? Evet, hayat benim! Bu seçimleri de ben yaptım. Demek her dakikamı kendim için kullanıyorum. Bu yüzden yakınacak bir şey yok ortada!

Çocuklara ya da yetişkinlere vereceğiniz yeni bir kitap haberi var mı?

Yetişkinler için yeni bir kitap yazıyorum. Daha doğrusu yazmaya çabalıyorum. Sonunda beşinci öyküyü bitirebildim... Çocuk kitapları nedense çocuksu bir şımarıklıkla hep öne geçiyor ve yetişkinler için hazırladığım ikinci öykü kitabımı durmadan erteletiyor.

Ve işte, bu ertelemenin son suçlusu: Yeni bir çocuk kitabı yazdım! Bu kitabı bitirebilmek için, bazı günler onaltı saat yazdığımı söylesem?.. Bir serüven romanı.

Yazmaya 28 yıl önce nerde başladınız?

Yazı serüvenim 72’de Hayat Mecmuası’nda başladı. 28 yıl olmuş gerçekten de. Ama bu süreç, çocuk edebiyatı ile paralel değl, bunu itiraf etmeliyim. Çocuk edebiyatına, 1989’da masallarla girdim. 90’lı yıllarda, Günaydın Gazetesi’nin “Sobe” adlı çocuk dergisi ekinde yayımlanan masallarım, daha sonra 1991 yılında Geceyi Sevmeyen Çocuk adlı ilk masal kitabımla, başlayarak, bugün sayısı 70’e ulaşan basılı çocuk kitaplarına dönüştü.

 


+ 0
+ 0


Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.