En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Radikal Kitap Eki - 2002

Article Index
Radikal Kitap Eki - 2002
Sayfa: 2
All Pages

RADİKAL Kitap Eki

Nur İçözü röportajı

2002

 

Süper Gazetecileri yazmaya yönelten nedenler...

Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki, zamana sığamamaktan benim şikayetim. Yapılacakları, hep öncelik sırasına göre ele  almak zorunda kalıyorum. Serüven romanları yazmak, sıranın çok gerilerinde bekleyip dururken, dengelerin değişip, birden ilk sıralara oturmasına neden olan etkenin ne olduğunu merak ediyorsanız, anlatayım: Geçen bahar, okurlarımdan birinin annesi, oğlunun on yaşını geçtiğini, artık kalın serüven romanları okuduğunu söyledi; ancak bu anneyi üzen önemli bir ayrıntı vardı; oğlu artık kesinlikle yerli yazarların kitaplarını okumak istemiyordu. Nedenmiş efendim, yerli yazarların bu konuda onun beğeneceği türde kitapları yokmuş.

İncecik bir kıvılcım yüreğimden kayıp, içimi yaka yaka mideme düştü sanki. İşten eve dönerken yol boyunca düşündüm. Okurunu yitiren yalnızca ben değildim; ülkemizin tüm yazarları adına üzüldüm, incindim. Çok iyi okuyan bir okurun, “Yerli yazardan okumam” diye diretişi hepimiz için çok ağır bir yüktü. Ben kaldıramadım. Eve gidince güzelce ağladım önce. Sonra, uykusuz geceler... Öylesine hırslanmış, öylesine bilenmiştim ki, birkaç gün sonra, evde, işte, yolda, yepyeni bir roman kurgulamakta olduğumu fark ettim. İlkgençlik dönemindeki bütün okurlarımın beklediği romandı... Yazmak zorundaydım, artık erteleyemezdim. Yazdım... ‘Süper Gazeteciler’ benim için de beklenmedik, sürpriz bir doğum oldu. Üstelik aynı anda ‘İki Ucu Yolculuk’ adlı yetişkinler için ikinci öykü kitabımı bitirmeye çalışıyor, bir yandan uzaktan eğitimle Amerika’da öğrencisi olduğum üniversitenin yüksek lisansımla ilgili yolladığı kitapları okuyup raporlarını hazırlıyordum. Hepsi de belli sürelerde bitmesi gereken işlerdi.

Devamı olacak mı?

Olması gerekir. Hayatım ‘hep yapılması gereken’ ve bunun için benim sihirli değneğimi oynatmamı bekleyen işlerle dolu. Süper Gazeteciler de yaşamak, var olmak ve serüvenden serüvene koşmak için beni bekliyor. Onları düş kırıklığına uğratamam. Yazmak zorundayım. Aslında yeni romanın kurgusu kafamda belli belirsiz şekillendi. Ancak yazıya dökmek için çok uzun bir zaman sürecine gereksimimim var; henüz bu zamanı romana ayırmaya hazır değilim. Önümde iki tezim var, bitirmem gereken. Öncelik onlarda. Ardından roman...                

Kitabın kapağındaki yabancı kitap havası... Resimler ve hazırlanış açısından...

Kitap kapağında başlığın gofre ve yaldız olması, en çok dikkati çeken ve kitabı yabancılaştıran özellik... Yurt dışında bu tür kitap çok, ama bizde pek uygulanan bir çalışma değil. Bunun tek nedeni, bu tür görsel ayrıntıların, teknik olarak başarılamaması değil, yalnızca daha pahalı olması. Yurt dışında kitaplar on binlerce, yüz binlerce satıldığında, görselliğini zenginleştirebilecek her türlü ilave maliyeti kaldırabiliyor. Bizde kitaplar ancak onlarca, yüzlerce satılabildiğinden ve bırakın on binleri, yüz binleri; binlere ulaşan satışlar yılları  aldığından, kitaba fazladan yapılan her masraf, giderek kabaran ve bir türlü geri dönemeyen bir maliyet olarak çıkıyor karşımıza.

Resimlere gelince... Ben romanın gerçekliğini vurgulamak amacıyla ve farklı bir duyarlılık yaratabileceğini düşünerek, fotoğraf koymayı düşünmüştüm önce. Fotoğrafları hazırladım, Ayla Çınaroğlu bilgisayara geçirdi ve bir süre bu resimlerle çalıştık. İstediğim sonucu elde edemedik. O zaman Ayla Çınaroğlu fotoğraf istiyorsam, fotoğraf gibi çalışan bir ressama başvurmamın daha doğru olabileceğini vurguladı. Haklıydı. Ben de Yıldırım Derya’ya gittim, ne istediğimi anlattım.

Resimlerin fotoğrafa olan benzerliği, Süper Gazeteciler’e İngiliz ya da Amerikan romanı havasını vermek için değildi; okurda, serüvenin gerçek olduğu izlenimini yaratmaktı. Yani, “Bakın, kahramanların fotoğrafı bile var, bunlar gerçek,” diyebilmek için. Hoş, belki bilinç altımdan gelen bir dürtü de olabilir… Hani ‘yerli yazar’ okumak istemeyen okurlara yabancı bir roman okuduğunu düşündürmeye çalışmak gibi... Ama romanın içeriğinde yabancılara öykünen bir şey yok. Roman kahramanların adları da Evren, Yener, Selin ve Elif... Üstelik, fark ettiniz mi bilmem, bu, kahramanlarına birer özel isim verdiğim ilk kitabımdır. Yetişkinler için yazdığım kitaplarım da dahil, 73 kitabımda hiç özel isim yoktur; isim kullanmayışım, bilinçli bir seçimdir. Ama bu kitabı gerçekle örtüşen bir serüvene dönüştürmek için ilk kez isim kullanma gereğini duydum.

Bazı ayrıntılar henüz yerine oturmamış görünebilir. Örneğin, bu romanda  çocuklar, Selin’in babasının iş yerine ait bir arabayla serüvenin peşinde ordan oraya gidiyorlar; ancak, Selin’in babasının ne iş yaptığını henüz bilmiyoruz. Bu, ikinci romanda ortaya çıkacak. Bütünüyle tanıdığımız tek aile Evren’inki. Sonraki romanlarda, bulmacanın parçaları yavaş yavaş yerine oturacak. Bunun için zamana ihtiyacım var. Farklı aile yapılarını ortaya çıkarmaya çalışacağımı söyleyebilirim. Yani ailelerin arasında sosyal farklılıklar olacak; ayrıca parçalanmış ailelerin duygusal yapısını da Yener’in boşanmış olan anne ve babası ile olan ilişkisinde işleyeceğim. İlk kitapta buna başladım bile. Bir de ilkgençlik döneminin, arkadaş ve aile içi ilişkilere yansıyan sorunlarını ele alacağım; genç okurları kimliklerini erken tanımlamaları konusunda yüreklendirerek, onlara özgüven kazanmada yaşamla barışık olmanın önemini vurgulayan iletilerde bulunacağım.

İnsanların sosyal ve ekonomik açıdan farklılıkları olabilir, bu çok doğaldır; ancak insanın önce kendisiyle başlayıp, sonra ailesine ve topluma yansıttığı olumlu iletişim yöntemleri, karşılığı yalnızca sevgi olan duygusal bir alışveriştir ve birbirinden çok farklı yapıda insanları dostluk çatısı altında biraraya getirebilir. Romandaki dört kahramanın arkadaşlığı da bu düzeydedir. 

Benim bütün okurlarıma iletmek istediğim en önemli ileti, içinde empatiyi de barındıran, sağlıklı iletişimin önemidir. Masaldan öyküye ve romana, bütün kitaplarımda yapmak istediğim de budur!

Evren’in annesi, oğlunun buluğ çağına girip girmediğinin takibindeydi. Öte yanda, hem Evren’i, hem de Yener’i büyükleri tarafından öpülmekten kaçan, annesinin arkadaşları tarafından sıkıştırılmaktan hoşlanmayan gençler olarak görüyoruz. İlkgençlik dönemi sorunlarına daha fazla eğilecek misiniz?

Evet, çünkü bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. İlkgençlik dönemi, insanın dünyanın güzelliklerini bir kenara bırakıp yalnızca sorunlarını gördüğü, kendi kendiyle kavgalı olup bunu dışarıya yansıttığı bir dönem. Ama neden ille de böyle olmalı? Olmaması için bir şeyler yapılamaz mı? Ben her sorunun çözümünün “doğru iletişim” olduğunu düşünüyorum. Her kitabımda da bunu vurguluyorum. Zaten yazarın yazdıkları, bir bakıma kendi düşüncelerinin okura öyküler içinde yansıması değil midir?



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.