En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Anadili Dil Kültürü ve Eğitimi Dergisi - 2003

Article Index
Anadili Dil Kültürü ve Eğitimi Dergisi - 2003
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
All Pages

ANADİLİ Dil Kültürü ve Eğitim Dergisi

Sayı 31/Ekim-Kasım-Aralık 2003- s.40-45

                      

1. Masalın çocuğun kişilik ve dil gelişimindeki rolü nedir?

Masal dediğimizde, sözlü anlatım döneminde oluşup, dilden dile, çağdan çağa, kültürden kültüre yayılarak yazılı edebiyata geçen ve sanki zamanında çocuklar gözetilerek yazılmış bir yazın türü olarak algılanan geleneksel masallardan mı söz ettiğimizi varsaymalıyım, yoksa geleneksel masal dilinde yazılmış yeni masallar, ya da barındırdığı masalsı ögelerle masalı çağrıştıran yeni masalları da mı konu alıyoruz, bilemiyorum. Ben tümüne genel çerçeveden bakmayı deneyeceğim...

Masal, bilmediği bir dünyaya gözlerini açıp da, adım adım “ilk”lerini öğrenmeye başlayan çocuğa, edebiyat adına ilk ileti, ilk armağandır. Masallarla küçük yaşta buluşan çocuk, ilerde edebiyatı, okul biter bitmez kurtulacağı bir ders türü olarak tanımlamak yerine, insanın kendi iç dünyasıyla tanışmasını sağlayan, başkalarını da ayrımsayarak onların özelliklerini merak etmeye yönlendiren, kişilerarası iletişimin yollarını gösteren, algi ve sentez yeteneğini esneten ve estetik duygularını geliştiren bir duyarlılık birleşkesi olduğunu keşfeder.

Masalların çocuğun gelişim sürecine katkılarını, kişinin kendinde ya da bir başkasında, tek tek çekip ayıklaması ve listelemesi olası değildir, ancak istese de istemese de, damarda akıp tüm bedene yayılan kan gibi, sessizce tüm benliğine yayılarak, kişiliğini yoğuracağı, şekillendireceği ve zenginleştireceği kuşkusuzdur. 

Bebeğimizi büyütürken, biz annelere, “Bebeğinizle konuşun,” derler. “Konuşun ki konuşmayı çabuk öğrensin...” Ancak, bebeğin öğreneceği dil, evde onunla konuşacak yetişkinin dil olanakları ile sınırlı kalırsa eğer, umudumuz o yetişkinin çok iyi bir anadiline sahip olmasıdır ki, bunun ne derece olanaklı olduğunu bizler yazık ki çok iyi biliriz! Dil yetkinliğinin, evdeki ya da yakın çevredeki yetişkinlerin sınırını aşıp da edebiyatın denizkabuklarıyla dolu sahillerinde dolaşabilmesi için,  masallar, en kolay, en hızlı, en etkin yoldur.

Çocuğun hem kişilik gelişimi, hem de dil gelişimi, okulöncesi dönemde ona okunacak kitaplarla birebir ilişkilidir. Böyle olmadığını düşünüp, çocuğun doğal büyüme sürecinde kendi kendine gerekli her şeyi öğrenip adam olacağını sanmak ya da ummak, çocuklarını seviyor görünüp gerçekten sevmemenin ve  bunun ötesinde, kendi kişisel yaşamında da, hayatın yanından teyet bile geçememiş olmanın göstergesidir.

Sayın Sedat Sever, “Çocuk ve Edebiyat” (1) adlı kitabında, çocuk kitaplarının –ki elbette masallar da bu tanımın içindedir- çocukların gelişim sürecindeki yerini, yalnızca dil ve kişilik gelişimi değil, bilişsel ve toplumsal gelişime olan etkisi açısından da, dört ayrı başlıkta inceleyip, açıklıyor.  Kişilik gelişiminin etkilerini açıklarken, “Çocuk kitapları, çizginin ve dilin anlatım olanaklarıyla değişik karakter özelliklerini, dolayısıyla çeşitli kişilikleri canlandırır. Karakterlerden ve onların ilişkilerinden esinlenerek yaratılan kurgularla; çocukların insanı, doğayı ve yaşamı tanımasına ilişkin bir deneyim alanı oluşturulur.” diyor.

2. Masal kahramanlarının korkunç, garip, genellikle şiddet eğiliminde kişiler olması çocuklar için zararlı mıdır? Değilse, nasıl bir yararı vardır? Niçin bu tür kahramanlar tercih edilmektedir?

Masallardaki tipler, siyahla beyaz kadar birbirindan ayrıdır. Kimin kötü, kimin iyi olduğu, kullanılan belirleyici sıfatlarla daha masalın başında iletilir. Bu nedenle, masallarda, olayların akışında sürpriz vardır, ancak karakterler, pek sürpriz barındırmazlar okurları için. Onlar, daha masala girerken kimlikleriyle çizilirler, iyi kalpli kız, kötü yürekli üvey anne, zalim padişah gibi...

Kötünün korkutucu ögeler ve genellikle şiddet ile yansıtılması, geleneksel masalların ortaya çıktığı çağlardaki yağmacılığa dayanan yaşam biçimini yansıtır aslında. Kötü olduğu varsayılanın, iyi olduğu varsayılan kahramanlar tarafından cezalandırılmasının doğal olduğu, kahramanların bireysel yöntemlerinin adaletin önüne geçtiği dönemleri... Dürtülerin, disipline ve adalet duygusuna  egemen olduğu dönemleri... Aksi halde hangi uygar toplumda, roman kahramanının, kötü olduğu varsayılan birini öldürüp malını, mülkünü gaspetmesi, yetim kalan kızını kendi kadını yapıvermesi, üstüne üstlük kahraman olup ağalar gibi yaşaması olumlanabilir ki?

Elbette şiddetin ve karanlık dürtülerin olumlanmadığı masallar da var, ben sorunuzdaki "genellikle" kavramını göze alarak, masalların şiddet eğilimli olan "genel" kısmını ele alıyorum, bütününü değil; yani burda tartışma meraklılarına fırsat sunmaya çalıştığım düşünülmesin...

Masallarda bu tür kahramanların ve tiplerin yer alması, eski toplumlardaki kahraman kavramının kriterlerini de ortaya koymaktadır.

Öte yanda, o günlerden yüzyıllar sonrasında bile masalların, öykülerin, filmlerin, oyunların neden vahşete ve şiddete dayalı olduğunu açıklamak gerekirse, belki bu sorunun yanıtını bulmak için yine çocukluğa dönmekte yarar var...

Çocukluk, varlığımızın, tüm yaşamımızı ayakta tutan  omurgasıdır. İz bırakmadığını sandığımız görüntüler ve deneyimler, çocukların yüreklerinde ve düşlerinde yer eder. Zaman zaman geçmişten gelip bizleri ürküten çocuksu korkularımızdır onlar. Yetişkin değerlerimizdeki eksikliklerin, yanlışların ve sapmaların kaynağıdır... Bu nedenledir ki, psikologlar, psikiyatr uzmanları, ruhsal bozukluklarımızın kaynağını ortaya çıkarmak için hemen çocukluğumuzdaki izleri deşerler... Yetişkinlik çağımızda ortaya çıkan sorunlarımızın hemen hepsinin başlangıç noktası, çocukluktadır...

Sayın Selahattin Dilidüzgün, “Eğer masallar gerçek dünya ile benzeşme çabasındaysa içinde kötülük ve şiddeti de barındırması son derece doğaldır. Çünkü içinde yaşadığımız dünyada da şiddet zaten her biçimiyle bulunmaktadır.” (2) diyor.

İşte tam da bu noktada, çocuk kitabı yazarlarına düşen görev, şiddet eğilimli gerçek yaşamın kişilerini masallara ya da öykülere yerleştirirken, şiddeti özendirmekten ve olumlamaktan kaçınmak, ruhsal sağlığı bozacak, okurda olumsuz iz bırakacak anlatımlara  rating adına da olsa ödün vermemektir.

Bir masalımızda diyelim ki bir dev ya da bir canavar vardır. Ve diyelim ki bu canavar herkese  kötülük yapıyor... Sonunda bir kahraman çıkar ve canavarı öldürür. Yalnızca “vuruldu, öldü” dendiğinde de canavarın öldüğünü çocuklar yeterince anlayabilecekken, masalda öldürme eylemi ve şiddet, örneğimizdeki gibi anlatımlarla yer alıyorsa bu anlatımın edebiyata olan katkısını ve gerekliliğini, uzmanların tartışması gerekir:  "Canavar'ın yerde kıvrandığını gören Koca Dev, bu kez elindeki ağaç dallarıyla ona saldırıp iki gözünü birden oyuvermiş. Ondan sonrası çok kolay olmuş. Koca Dev, taş ve sopalarla yerde kıvranan Korkunç Canavar'ın başını parçalamış. Sonra gövdesini delip Canavar'ın kanlar içindeki kalbini ve ciğerini yemiş. ...Yaşlı Cadı, hemen onun üzerine saldırarak iki gözünü güçlü pençeleriyle oymuş. ...Koca kuş son saldırışında Dev'in boğazını koparmış. ...Koca Dev'in kopan boğazından dışarıya oluk gibi kan akmaya başlamış. Dev çırpındıkça kanlar çevreye yayılıyormuş. Az sonra ırmak suları kanlı akmaya başlamış. Yaşlı Cadı, Koca Dev can çekişirken, Dev'in bütün vücudunu parça parça etmiş." (3)

Bir başka masalda, erkekleri astıran, çirkin kadınları kestiren bir padişah vardır. Keloğlan, ülke halkını bu kadın düşkünü padişaha karşı ayaklandırır. Halk ve Keloğlan, padişahı “ısırıp kemirerek parça parça eder.” Masal şöyle biter: “Her parçasını sarayın penceresinden aşağıya atmışlar. Köpekler doyasıya yemişler.”  Atılan parçaların padişahın parçalanan bedeni olduğunu hatırlatmama gerek var mı?

Yine aynı kitaptaki başka bir masaldan örnek: “Hızır, baygın kızın üstüne doğru eğri dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle ona yiyecekmiş gibi bakarak yaklaşmış. Baygın kızın ırzını lekelemiş... ‘Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,’ demiş.” Böylece korkutularak şikayet etmemesi sağlanan zavallı kız, kaderini “tevekkül” ile karşılamaya razı olur: “Hızır da her gün gelmiş. ‘Seni ağabeyine söylerim,’ diye korkutarak onun koynuna giriyormuş. Kız memnun değilmiş ama yapabileceği bir şey de yokmuş.” (4)

Bu tür anlatımlar bir değil iki değil, onlarcasıyla çocukların önüne gelebilmektedir, eğer anne-babalar ya da eğitimciler yeterince dikkatli değilse...

Herkes kendi iç dünyasında şiddeti barındırır; şiddetin ve vahşetin olabilecek en derin karanlıklarına girip çıkar ve bunları dile getirebilir, kaleme dökebilir, ya da uygulamaya geçebilir. İyi ve kötü, her insanın kimliğinde birarada varolur. İnsanları insan yapan ise, içindeki kötüyü denetim altına alıp, iyiyi yüceltebilmektir -ya da böyle olmalıdır diyelim.

Şiddet, tekrarlandıkça tüketilebilen bir dürtü değil, aksine, kullandıkça ve örneklendikçe daha çok üretilen bir güdüdür. Her alanda, her durumda, en küçük  bir uyarıyla bile üretilebilir, çoğalarak katlanır. Nasıl olsa yaşamın içinde var, öğrensinler, bilsinler, önlemlerini alsınlar diye düşünerek, çocukların önlerine konduğunda, şiddetin denetlenmesine değil, tekrarlanan örneklerle üretimine yol açtığımızı gözardı edemeyiz.

Şiddet ögelerinin çocuk kitaplarında neden yeğlendiğini soracak olursanız, tabi bunu yanıtlamak da bir uzman işi ama benim kendi yorumuma göre, iki nedeni vardır. Birincisi, bu tür masalları oluşturanların kendi bilinçaltı arayışları ve ihtiyaçlarıyla ilgilidir.  İnsanlar, kendi iç dünyalarında barındırdıkları kötünün farkındadır, yazı ya da sanatın farklı dalları aracılığıyla iç dökerler, kendi bilinçlerindeki kötülükle hesaplaşırlar ve baş edemedikleri bu güdüleri okurlara, seyircilere ya da dinleyicilere olumlatarak rahatlarlar. Olumlamak da, özdeşleşmeyle oluyor haliyle...



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.