En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Burdur Gazetesi - 2006

Burdur Gazetesi

30 Mart 2006 Perşembe Sayı 17414

röportaj: Hülya Okuyan

  

-Neden çocuk yazını?

Bu soruyu ben de çok sordum kendime. İtiraf etmeliyim ki, çocuklar için yazmayı düşünerek başlamadım yazmaya.  Bir minicik düşünce dokunuşu olsun... Yo hayır, aklımda çocuklar yoktu... Yalnızca "yazmak" eylemi adınaydı her şey. Yazmaktan başka bir şey düşünemiyordum.

Yazar olacağımı çocukluktan beri biliyordum. Yazmak, benim mutluluğumdur, tutkumdur. Vazgeçmeye söz verdiğim, kendime yeminler ettiğim, ama yine onsuz olamayacağımı kabullenip, baş eğdiğimdir.

1982 yılında bir şiir kitabı yayımlamıştım, yetişkinler için. Bu kitabın sonrasında neredeyse on yılı aşkın süren suskunluğumun ardından, bir gün kucağımda onlarca masal buldum. Küçük oğlum için yazmıştım onları. Benden masal okumamı isteyen ama önerdiğim hiçbir kitabı sonuna kadar okutmayıp daha ilk sayfasında kulaklarını tıkayarak başka masal istediğini söyleyen, uyku uyumayan, yemek yemeyen, inatçı mı inatçı bir çocuğa... O zamanlar 2-3 yaşlarındaydı. Benden ısrarla masal istiyordu ama hiçbir kitabı okutturmuyordu. Sabrımın taştığı bir gün, "Peki ama sen hangi masalı istiyorsun? Söyle onu okuyayım," dedim. Sandım ki, kitapların arasından bir tanesini seçip bana okutturacak. "Ben kertenkele masalı istiyorum!" dedi, kararlı ve kendinden emin.

"Küçük Kertenkele" masalını o gün anlattım. Ardından "Uyumak İstemeyen Zürafa"... O günden sonra nasıl bir masal istiyorsa, itiraz etmeden, hemen oracıkta yaratıp, bir yandan kurgularken, bir yandan anlatıyordum.

Daha sonra bu masalları daktilomda yazıya döktüm (1989 yılında elektrikli daktilolar bile yoktu! Mekanik daktiloda yazıyordum). Ve sonra... Kucağımda her akşam inatçı çocuğuma okunmayı bekleyen masalları buluverdim.

O masalları benimki gibi "kök söktüren" çocukları olan başka anne ve babalarla paylaşarak, onların hayatını kolaylaştırmak istedim. Oysa şaşkınlıkla bir de baktım ki, meğer artık çocuklar için yazmaya başlamışım...

Yazarlık benim seçimimdi, evet,  ama çocuk yazını...  Tamamen iradem dışında gelişti ve inanın beni de çok şaşırttı.

-Okuma alışkanlığı edinme sürecinde sizce çocuk yazınının yeri ve önemi nedir?

Çocuk yazını olmadan, “okuma alışkanlığı”ndan söz etmek zaten olası değil. Alışkanlıklar, çocuklukta edinilir.  Üstelik çocuklukta edinilen alışkanlıklar, köklüdür.  Zaman zaman şartlar nedeniyle kısa süreli

kopmalar olsa da –örneğin ergenlik çağında- yine de alışkanlıklar, yaşam boyu sürer. 

Çocuk yazını, çocuklar gözetilerek, onların dünyalarının sınırları dışında

kalmadan, onların bakış açısıyla yazılan kitaplardır.  Edebiyatın ilk basamaklarıdır. Merdivenlerin basamakları kullanılmayıp bir asansörle üst kata çıkılabilir. Ama üç yaşında bir çocuğu kitapla tanıştırmak adına, çocuk yazını basamaklarını atlayıp da, ona “Suç ve Ceza”yı okumaya kim kalkışabilir?

Yaşının, ilgisinin ve beklentisinin üzerinde kitaplarla karşılaşan ve bunları okumaya zorlanan çocukların kitap okuma alışkanlığı edinebilmesi olanaklı değil.  Çocuklar, nasıl ki onlara uygun minik ayakkabılarını giyip de başlıyor ilk adımlarını atmaya, kitapların da ancak onlara göre olanlarıyla başlayabilir edebiyat yolculuğuna...

-İyi bir çocuk kitabının taşıdığı nitelikler neler olmalıdır? Bizler ana-babalar olarak çocuğumuza kitap alırken nelere dikkat edelim?

Anne babaların şunu bilmesi gerekir ki, ülkemizde çocuk kitabı yazarı olma niteliği ve yeteneği taşımasa da, her dileyen çocuk kitabı yazabilir, her isteyen de istediği kitabı basabilir.  Çocuk kitapları piyasası da, elbette  “ticari” bir alan.  Bir bağlamda kim neyle daha çok rant yapabilecekse, onun peşindedir; yöntemlerin çocuklardan neler götüreceği, onlara neler kaybettireceği pek de dikkat edilmeyebilir.

Bu nedenle, anne ve babalar, kitap alırken, hangi yayınevinde basıldığına, hangi yazar tarafından yazıldığına, eğer çeviri kitapsa hangi çevirmen tarafından çevrildiğine dikkat etmelidir.

Ne yazık ki, ülkemizde kitap satın alırken ilk ve tek ölçüt olarak, “fiyatı”na dikkat edilmekte.  Oysa, unutulmamalıdır ki, iyi ve nitelikli kitapların, belli bir maliyeti vardır.

Ben bir anne olarak çocuğuma kitap seçerken, kitapçıda epey zaman harcardım.  Kapağına bakmakla yetinmeyip, kitabı eni konu okurdum!  Dili akıcı mı?  Konusu ilginç mi?  Benim çocuğumun ilgisini ve beklentisini karşılıyor mu?

Çocuğuma kitap okurken, eğer benim canım sıkılıyorsa, bilirdim ki çocuğum benden çok sıkılacaktır.  Eğer o sıkıcı kitabı dinlemekte sabır gösteriyorsa, bunun tek nedeni, benimle zaman geçirme arzusudur; bunun için kitabı dinliyor gibi yapar.

Gerçek çocuk kitabı, yalnız çocukların değil, yetişkinlerin de zevkle okuyabileceği kitaplardır. Kendiniz okurken zevk almadığınız kitabı, sakın çocuğa vermeyin.

Kitap seçerken ve okuturken izlenebilecek çok yöntem, sayısız yol var aslında. Anne ve babalar, bu konuya gerçekten önem veriyorlarsa, hangi yöntemin kendi çocukları için daha doğru olduğunu kendi çabalarıyla bulacaklardır.

-Çocuk kitabı yazarını diğer yazarlardan ayıran özellikler var mıdır? Yetişkinler için de kitaplar üretmiş olan bir yazar olarak hangisi daha zor, çocuklar için yazmak mı, büyükler için yazmak mı?

Her yaşa seslenebilen yazarlar da var, ancak genel olarak söylemek gerekirse, elbette farklı yaş gruplarına yazan yazarlar arasında özellik farkı vardır.  Nasıl ki, yetişkinler için yazan yazarlar arasında da ayrım varsa, kimi macera, kimi belgesel, kimi duygusal yazmakta daha başarılıysa, “çocuk kitabı” yazma konusunda da daha usta, daha başarılı olan yazarlar vardır.

Çocuk kitaplarında dil farklıdır, seslenilen yaş grubunun beklentileri ve algılama alanları farklıdır. Üstelik sadece “pedagoji” bilmek de çocuk kitabı yazabilmek için yeterli değil. Bence yazarlık, zaten bir yetenek işi. Yeteneğiniz varsa yazabilirsiniz ve eğer dünyanız çocuklara daha yakınsa, çocuklarla özdeşleşebilir, onlar için yazarsınız.

Ben bir çocuk kitabı yazarıyım. Bu nedenle çocuklar için yazarken eğleniyorum, bana kolay geliyor. Yetişkinlere seslenmekte ise güçlük çekiyorum, çünkü onların dünyaları benimkinden farklı geliyor bana... Daha çok yetişkinlere yazan yazarlar da, tam tersini düşünüyordur belki.  Herkes, kendi yeteneği doğrultusunda ölçebilir zorluğu ya da kolaylığı...

-Günümüz Türk çocuk yazınını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Gökyüzünde giderek yükselen güneş, dağın tepesinden yuvarlanan bir taş, yükseklere uçan bir kuş, dolunaya dönüşmekte olan ay...

-Son olarak çocuk yazınındaki amacınız nedir?

Çocuklarda bir ışık bırakmak... İç dünyasının loş odalarında gizlenen hazineleri erken yaşlarda keşfetmelerini sağlayacak, geleceğin zenginliğini cebinde değil yüreğinde araması gerektiğini gösterebilecek bir ışık...

Yapıtlarımdaki çocuk dünyası, çocukluğun kendisidir. Çocuklar, en uçuk hayallerin içine dalmışken bile, pişen yemeğin kokusuyla, bir aile bireyinin sesiyle, uykuya davet eden sıcacık yataklarıyla, sevilen oyuncağın yumuşaklığıyla, bir ayakları hep yerdedir. Benim yapıtlarımda da, gerçekle hayal dünyası, çocuk dünyasındaki gibidir: Bir ayağı yerde, bir ayağı gökte devdir. En eğlenceli uzay yolculuğunun ya da orman gezisinin ardından, yine evine, kendi dünyasına döneceğini bilir çocuk. Bu yüzden, okuduğu ya da dinlediği masalları, öyküleri, kendi dünyasıyla sürekli karşılaştırma içine girer; hareket eden eşyalarla, konuşan hayvanlarla, uçuşan bulutlarla özdeşleşir; onların dünyasından kendi dünyasına aktarımlar yapar; kendi dünyasındaki eksikleri nasıl tamamlayabileceğinin ipuçlarını bulur.

Okudukça, dinledikçe, bilinç aydınlanması açısından daha çabuk gelişir, daha olumlu değişir.

Sekiz yaşın üstüne seslenen Kızım/Oğlum dizisi ve on yaş sonrası için yazdığım macera romanları dizisi Süper Gazeteciler'de de, çocukları eğlendirirken ya da heyecanlı bir macera peşinde sürüklerken, bilinçaltı aydınlanması olarak kişilerarası iletişimin öneminin altını çizdim. Arkadaşlar arası, aile içi ve okul ilişkilerindeki sağlıklı iletişim, bence mutluluğun ve başarının tek şartıdır.

Yapıtlarımla kurduğum çocuk dünyasının doğallığı, okurlarımın kendi iç dünyalarıyla da iletişim kurabilmelerinin fırsatını yaratır, kendilerini anlayabilme yolunda önemli adımlar atabilmelerinin cesaretini verir. Gücümüzü oluşturan sihrin, kendi içimizde olduğunu anlatan, son resimli kitaplarım "Sihirli Kapı" ve "Mevsimler Kralı'nın Maceraları" dizileri de aynı anlayışı, daha evrensel formda ve içerikle yansıtır.

Son dönemde, Mavisel Yener ile birlikte yazdığımız 6 şiir kitabının amacı ise, insanların aynı şeye farklı pencerelerden bakıp farklı şeyler görebileceğinin vurgusunu yapmak olduğu kadar, her alanda insanların yardımlaşabileceğini, birlikte çalışabileceğini, yapıcı iletişimin her alanda kullanılabileceğini çocuklara örneklemekti.  Ve elbette, çocuk dünyasına, gerçek çocuk şiirlerini getirmekti…

Bence bir yazarın en önemli görevi, okura, kendisini tanıma yolunda hız kazandırmasıdır. Ben de bunu yaptım...

 


+ 0
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.