En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

İyi Kitap - 2010-2

İYİ KİTAP

sayı 21 – Kasım  2010 (s.40-41)

 

-İlk okuduğunuz satın aldığınız kitap neydi?

Ablamla okula yürüyerek gider gelirdik. Harçlığım yoktu. Arkadaşlarımın okul kapısından satın aldıkları leblebi tozuna, simite, pamuk helvaya, horoz şekerine imrenerek bakardım. Beşinci sınıfa geçtiğimde yalvar yakar bir harçlık sahibi oldum, o da günde ancak yarım simit alabilecek kadar... Kitapçıdan kitap alacak para nerde? “Satın alarak” kitap sahibi olmam, daha sonraki yıllara düşüyor. İzmir’de eskiciler, Nato’da görev yapan yabancı ailelerin çocuklarının yurt dışından getirdikleri okunmuş kitap ve haftalık dergilerini toplar, kitapçılara kilo ile satardı. Ben de kitapçıdaki bu ikinci el kitap öbeklerini karıştırıp, onların arasından paramın yettiklerini alırdım. Satın aldığım ilk kitap İngilizce bir çizgi romandı.

-Kaç paraya almıştınız?

Aşkolsun! Nerdeyse 50 yıl öncesinden söz ediyoruz!!! Simiti hatırlıyorum ama... 20 kuruştu. Beşinci sınıfta günde 10 kuruş harçlık almaya başlamıştım, bu da ancak yarım simite yetiyordu. O zamanlar çocukların cebinde çok az para bulunduğundan, simitler ikiye bölünür, tezgahlarda öyle satılırdı.  Daha büyük parçayı bulabilir miyim diye, o yarım simitleri göz kararıyla ölçerdim... Bakın, simit konusu belli ki içimde kalmış, hatırladığıma göre...

-Kendi birikiminizle mi almıştınız, ailenizin verdiği parayla mı?

Ailem kitaba para veremezdi, benim de verdiğimi duysa, kızardı.  Bu yüzden kitapçıya gizlice giderdim, eve getirdiğim kitapları, arkadaşımdan ödünç aldığımı söylerdim.  Yalan da olmazdı çünkü o kitapları aramızda değişe değişe bir sürü kitap okurduk, sonuçta en son kimde kalır unuturduk, yani hepsi “ödünç” sayılırdı. Gerçi huyum kurusun, ben aldığım her şeyi geri verirdim ama benim verdiklerim bana geri gelmezdi, buna çok üzülürdüm...

-Neden o kitabı almıştınız? Kendiniz mi seçmiştiniz, bir başkası mı?

Ben seçerdim elbette. Bazı dergilerin kapağı yırtık olurdu, yanlışlıkla daha önce aldığımın aynısı olmasın diye içerikleri de gözden geçirirdim.

düzgün okumazlar diye.

-O kitap hala durur mu kütüphanenizde?

O kadar çok şeyim yitip gitti ki yılların içinde, çizgi romanlar kaybolmuş, çok mu? Yaşamım boyunca 10-12 kez taşındım ben. Her taşınmayla, geçmişi biraz daha bırakmak zorunda kaldım ardımda...

-O kitabı aldığınız kitabevinden bahseder misiniz? O kitabevi durur mu hala yerinde?

Ah, nerde? İzmir Karşıyaka’da Kemalpaşa caddesinin sonlarına doğru bir yerlerdeydi.  50 yıl öncesinin kitapçısı durur mu yerinde? 

-Hangi yayınevinden çıktığı vs. gibi ayrıntıları hatırlıyor musunuz?

Yayınevini bilemiyorum, yabancı yayınlardı. Ama kitapları hatırlıyorum: Archie’s, Veronica, Phantom, Mandrake, Superman, Supergirl...

-Çocukluğunuzda kitapla ilişkiniz nasıldı? Kitap edinmek zor muydu, bulması ya da satın alması?

Elbette çok zordu. Para yok, kitap yok, doğru düzgün yayınevi yok, ailelerin çocuk gelişiminin nasıl desteklenmesi gerektiği konusunda bilgisi yok...

-Okuyucu olarak katıldığınız ilk kitap fuarını hatırlıyor musunuz? (Bu fuar, çarşıda açılan bir sergi de olabilir) Neler yaşamış, neler hissetmiştiniz?

Çocukluğumda kitapla ilgili bir tek fuar bile kurulmamıştır ki gideyim... Bildiğim bir İzmir Enternasyonel Fuarı vardı; deliler gibi standdan standa koşar, katalog ve broşür toplardık.  Eve dönünce, elimizdeki broşürlerin resimlerine bakardık, çoğu okunamayacak kadar zevksiz metinlerle doluydu, hangi motor parçası ne işe yararmış, en iyi boru hangisiymiş, tıbbi malzemeler, teknolojik gelişmeler vb.

Ortaokulda, okulumuzun büyük bir kütüphanesi vardı. Orda eskiyen kitapları, her yıl dönem sonunda yapılan “Bazaar Day” dediğimiz panayırda satışa çıkarırlardı. Standın başına erken gitmek gerekirdi ki, kitapların iyilerini seçebilelim... O panayırda her yıl peşine düştüğüm, güzelim doğa manzaralarıyla dolu “Arizona Highways” diye bir dergi vardı, sanıyorum o günlerden bu güne arşivimde o dergiden bir tane örnek kalmış olabilir.

İtiraf ediyorum, yıl içinde en sevdiğimiz kitapları kütüphaneden sık sık ödünç alıp okuyarak eskitmeye çalışırdık ki, yıl sonunda satışa çıksın...  Tabii okul idaresinin bu art niyetimizden haberi olmazdı!

-Yazar olarak katıldığınız ilk fuarı hatırlıyor musunuz?

Elbette!  1991’de ilk kitabım “Geceyi Sevmeye Çocuk” çıktığı zaman, fuara gelenlerin akın akın Mavibulut standına koşup, “Geceyi Sevmeyen Çocuk adlı kitap nerede?” diye sormasını bekliyordum... Kitaba ilk dokunuşumun sevincini Fatih Erdoğan fotoğraflamıştı... 

-Yazar ve okuyucu olarak fuara katılmanın farklılıkları üzerine neler söylersiniz?

Okulumdaki eskiyen kitapların satışa sunulduğu standı fuar olarak kabul edersersek, standın başında büyük heyecan duyduğumu söyleyebilirim. Doyumsuz bir iştahla kitapları, başka bir alıcı gelmeden seçmeye çalışırdım. Eskiydi ama her biri tekti, kim alırsa onun elinde kalırdı.  Öyle bir kapışma ve heyecan... Standın açılma saatinden önce gidip bekleşirdik.  Bir yandan elimizdeki parayı hesaplayıp kaç kitap ya da dergi alabileceğimize bakardık...

Yazar olarak katıldığım fuarlarda ise, standa yaklaşan okurlar acaba benim kitabımı seçer mi diye bir heyecan duyarım hep. Hele kimi zaman kitaplarımı okuyup beğendikleri için gelenler oluyor, yeni kitaplarımı arıyorlar.  O zaman heyecanıma mutluluk da ekleniyor.

Bir okurum, her yıl standa uğrayıp Süper Gazeteciler’in yenisi çıktı mı diye bakardı. Diziye 6 yıl ara verdim, anlayacağınız okur epey gidip geldi... Tekrar geldiğinde artık üniversiteye gidiyordu ve bana dedi ki, “Evlenip çocuklarım da olsa, ben Süper Gazetecilerin peşindeyim. Çıkar çıkmaz alıp okuyacağım.”

Böyle bir okur kitlesiyle karşılaşmanın sevinci ve mutluluğunu dilde yetkin bir yazar da olsanız anlatmak kolay değil... 

-Kitap fuarlarıyla ilişkinize dair, kitap satın almaya dair (bir ritüeliniz var mıdır) neler söylersiniz?

Alışkanlıkları ve ritüelleri biraz da bağımlılık olarak görürüm. Bu yüzden zaman zaman duraklar, irademi devre dışı bırakıp da farkına varmadan beni tutsak eden bağımlılıklarımı gözden geçirir ve farklı şeyler yapmaya yönelerim. Kendimi böyle yenileyebilir, yaşama yeni bir gözle bakabilirim. Sonuç: Ritüelim yok.

 


+ 0
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.