En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

İyi Kitap - 2011

Article Index
İyi Kitap - 2011
Sayfa: 2
All Pages

İYİ KİTAP

 2011

 

1.    Çocuk/gençlik edebiyatında uzun yıllardır emek veriyorsunuz. Geride bıraktığınız pek çok eser var. Sanırım dostluğunuz da uzun yıllara dayanıyor. 1995 yılında birlikte Uçan Balık yayınlarını kurarak dostluğunuzu güzel bir projeyle pekiştirmişsiniz.  Nasıl oluyor aynı alanda kalem oynatan iki yazın kadının dostluğu?

Edebiyat alanında gerçekten uzun yıllar oldu, dile kolay: 38 yıl... 106 kitap!

Yazın hayatına 1973 yılında, Hayat Mecmuasında köşe yazarlığıyla başladım. 1982’de yetişkinler için ilk şiir kitabım Kent Duygusu, 1991’de çocuklar için ilk masal kitabım Geceyi Sevmeyen Çocuk yayımlandı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, hangi tarihi emeğimin başlangıcı olarak almam gerekir diye şaşırıyorum. Basında ilk yazılar mı? İlk kitap mı? Çocuklar için ilk kitap mı?

Ayla Hanım’la 90-91 yıllarında  tanıştım, kitaplarımız aynı yayınevinden yayımlanıyordu. Onun daha önce yayımlanmış kitapları da vardı.

Dostluğa gelince...  Ayla Hanım, olgun ve sabırlı biri olmasının yanında, başkalarının kişilik haklarına son derece saygılıdır.  Bence dostluğu koruyup sürdürebilmenin baş şartıdır, saygı... 

2.    Ortak projeleriniz sadece Uçan Balık’la sınırlı değil. 2008 yılında farklı yazarların katılımıyla birlikte gerçekleştirdiğiniz bir proje var: “İlk Aşkım” projesi. Bu projeyle ilgili olarak, “ özellikle ergenliğe geçişte yaşadığı aşkın ilk ve son olduğunu sanan ve bu duygusal dönemdeki düş kırıklıklarını şiddete dönüştürebilen çocuklara ve gençlere, ‘ilk aşk’ı herkesin yaşadığını ve geride bıraktığını örneklemeyi hedefledik,” diyorsunuz. Bu proje nasıl doğdu? Hedeflerinize ulaşabildiniz mi? Bu proje kapsamında ilginç şeyler yaşamış olabilirsiniz gibi geliyor bana gençlerle, gençliğe hazırlanan çocuklarla. Var mı böyle anekdotlar?

Benim en iyi projelerim hep yolda doğmuştur. Neden diyecek olursanız, arabada okuyamam, yazamam; internet de yok... Durmadan yeni şeyler üretmeyi seven zihnimin yapabileceği şey, ya miskin miskin uyumak, ya da yeni projeler yaratmak!  Birçok kitabımı evden işe, işten eve, yollarda şekillendirmişimdir.  Başka bir şeye dağılmadan, sadece düşüncelerime odaklanabileceğim harika bir süreçtir yol.

Ergenlik dönemi, aslında 1995’ten beri üzerinde durduğum bir konu. Bu geçiş sürecinin sorunlarını konu alan Kızım Ben Çocukken, Oğlum Ben Çocukken 1995’te yayımlandı.  Kızım Nerdesin ve Oğlum Nerdesin adlı kitapların yayım tarihi de, 98 ya da 99, yanlış hatırlamıyorsam... Ergenlik, gençlerin kendini ve çevresini abartıyla eleştirdiği ve dünyayı farklı aynalardan görüp yaşamla kavgalaştığı bir dönem... Ben bu dört kitapla, sorunları mizahi bir bakışla ortaya koyarak, ilkgençlik sancılarını yaşayan çocuklara, olayları eğlenceli yanından görebileceği bir ayna tutabilirim umudundaydım.

Ancak o dönem için yazılacak hiçbir şey yeterli değildi... Bunları düşünüyordum yolda.  Uzun bir yoldu.  Bunun için, ortaya çıkan “Aşık Oldum” projesi de uzun soluklu olacaktı elbet...J Hatırlıyorum, Ayla Hanım’ı daha yoldayken aramıştım. Heyecanla aklımdakileri aktardım; o da çok beğendi.  Ama projeyi gerçekleştirmek için bir dayatmam vardı:  Kitabın editörlüğünü Ayla Çınaroğlu yapacaktı... :))

“Aşk” konusu, bence ergenlik döneminde ayağı yerden kaydıran en ölümcül konu.  Aşk yüzünden birbirlerine ya da kendilerine zarar verebiliyor gençler... Oysa kim ilk aşkıyla evlenip de başına gökten üç elma düşmüş?  Neden aşk “tek kez” yaşanır sanılıyor ki? Bu soruların yanıtlarını araştırmak ya da ilk kez aşık olunduğunda yaşanan duyguların analizini yaparak gerçekten aşk olup olmadığını sorgulamak değildi amacım, yalnızca herkesin ilk aşkını yaşayıp ardında bıraktığını örneklemek istiyordum.

Nice duygular gelir geçer. Biz, devam ederiz yolumuza. Gençler bunu bilirlerse, geleceğe daha umutla bakar, “Benden başkasına yar etmem” çarpıklığıyla şiddete yönelmez umudundaydım. Yetişkin ayrılıklarında da, terk edilen ya da red edilenin derhal silaha sarılmasının nedenlerini ilkgençlikte yerleşip zamanla kemikleşen, “ya benim olmalı ya toprağın” hezeyanından kaynaklandığını düşünürüm hep.

3.    Biraz özel bir alana girmeyecekse, peki siz nasıl yaşadınız ilk aşklarınızı diye sorsam.

Neden özel olsun ki... Her şey yaşanır, geçer gider, yaşananların izleri kalır yalnızca. O izler ki birikir birikir, insanın kişiliğini oluşturur zamanla. Yaşanan deneyim, o sıra insanı sevindirse ya da üzse, onurlandırsa ya da utandırsa, zaman geçtikçe hepsi kazanıma dönüşür.  Ben böyle görüyorum her yaşadığımı. 

İlk aşkım... Üçüncü sınıftaydım. Ben en tembel öğrenci, o, en çalışkan, sınıf birincisi... Benimle hiç ilgili değildi. Hani yanına gitsem, hemen yürüyüp gidecek kadar da uzak. Neler mi oldu? Bunun öyküsünü “Aşık Oldum” adlı derlemeye yazdım.  Oradan okuyabilir herkes.

4.    Aytül Hanım, bildiğim kadarıyla siz İzmirlisiniz. “İzmirli” olmanın farklı bir tadı, kokusu olduğu söylenir İzmirliler tarafından. Bize biraz İzmirli olmaktan bahsedebilir misiniz? Sizin için de ayrı bir kokusu, tadı var mı İzmirli olmanın? Yazarlığınızda bir izi mesela?

Ah ah olmaz mı? Tam da yüreğime dokundunuz bakın, bu soruyla...

Geçen gün arşivime dalmış, bir şeyer araştırıyordum. O sırada, Y. Bekir Yurdakul’un yaptığı bir röportaj çarpmıştı gözüme... 7 Temmuz Cuma, 2000 Milliyet Ege’de yayımlanmış: “Yaşam sürecinde zaman ve mekan olarak uzaklaştıkça daha çok yaklaştım İzmir’e. Her sözcüğümden kokusuyla, sesiyle, görüntüsüyle İzmir taştı, İzmir çağıldadı... İzmir yaratıcılığımın hamurudur,” demişim.

Çocuk kitaplarımda, yetişkin öykülerimde, şiirlerimde, romanlarımda, kısacası her sözcüğümde “İzmir” vardır.  Şöyle hızlı bir taramayla İki Ucu Yolculuk adlı kitaptaki öykülerden “Zaman Yolcuları”ndan bir paragraf: 

“Özlemişti... Otuz beş yıl önceki İzmir'i... İzmir'ini!.. Yasemin kokulu sokaklarını, aydınlık gecelerini... Sınıf arkadaşlarını, mahalleliyi, dondurmacıyı, şekerciyi, kitapçıyı... Aldığı parfümlerin hiç biri, İzmir'in yaseminleri gibi kokmamıştı. Mavisini yitirmeden sabahla kucaklaşan geceleri başka hiçbir yerde yaşamamıştı. Yediği dondurmada, şekerde, belleğinde yerleşip kalan o eski tadı, girdiği kitapçılarda, onu Kırk Haramiler'in mağarasına girmişçesine heyecanlandıran eski duyguları, bir duyumluk olsun yakalayamamıştı. En sıcak yaz gecelerinde bile, kapı önüne sandalyeler indirip komşularla geç saatlere kadar sokakta oturmamıştı.                                  

İzmir, tekrarı olmayan bir rüyaydı...”   



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.