Başlıklar

En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Semiha Çağlayan - 2003

İçerik - SÖYLEŞİLER
PrintEmail

Bir tez çalışmasına yanıt:

Semiha Çağlayan

Sıvas Üniversitesi

30.6.2003

 

Sevgili Semiha Çağlayan,

Gönderdiğin zarfı aldığımda çok heyecanlandığımı söylemeliyim. Hemen açıp, iş yerinde olduğuma aldırmaksızın, okumaya başladım. Armağanına çok ama çok teşekkür ederim.

Hocan Hikmet Yılmaz’ın adını çok iyi hatırlıyorum da, nerden tanıştığımızı tam olarak çıkaramıyorum. Acaba Ankara Üniversitesi’ndeki sempozyumda olabilir mi?

Bitirme ödevi olarak benim kitaplarımı seçmiş olman ve bunu Hikmet Hoca’nın desteklemesi beni onurlandırdı. Kendisine teşekkürlerimi iletmeni rica ederim.

Tezini baştan sona okudum. Bilimsel bakışa son derece uygun bir çalışma yapmışsın, seni kutlarım. Haliyle, böyle bir çalışmayı ben yapsaydım, çalışmaya çok farklı açılardan yaklaşırdım, ama elbette, ben bilim adamı değilim ve istatistikler üzerine çalışmak, ruhuma aykırı kalır.

Yani tezinde olduğu gibi kaç tane nokta var, kaç tane virgül var; ya da devrik cümleler kaç tane, kurallılar kaç tane diye saymaya kalksam, aklımı kaçırırım. Böyle bir sabrı gösterebileceğimi sanmıyorum. Ama zaten herkesin alanı da bu yüzden farklı değil mi? Herkes başarılı olabileceği alanlarda iz sürüyor...

Çalışman için seni kutlarım. Tezini, arşivimde anı olarak saklayacağım. Çok büyük bir arşivim var; ilerde, benimle ilgili yapılmış olan tüm çalışmaları ya da benim yapmış olduğum çalışmaları, bu arşivde bulmak mümkün olacak. 

“Ben yapsaydım” deyince, aklımdan neler geçtiğini merak etmiş olabilirsin. Akal olsaydı, tezinde hangi açılara ağırlık verirdi? Biraz ipucu vereyim...

Öncelikle, somutun ardındaki soyut benim için çok değerlidir, bunu belirtmek isterim. Edebiyat, benim düşünceme göre (bu düşüncemin bilimsel olduğunu asla iddia etmiyorum) sözcük dizisinin direk olarak okura verdiği anlam değil, dizinin gerisindeki anlamların bıraktığı izdir. Anladığım kadarıyla tezlerde, genellikle “dış” yapı olarak değerlendirme yapılıyor; daha önce saptanmış kurallar kullanılıyor, izlenmesi gereken yollardan geçiliyor. Oysa ben olsam, görüneni değil, her zaman sözcüklerin ardındaki anlamı arardım.

“Kitap Canavarı” ve “Şeker Canavarı” adlı kitaplarda, ana kahraman olarak neden bir “Canavar” seçilmiş acaba? “Yaşlı Çocuk” ve onun gibi toplam 52 kitaplık masal dizisinin kapağında neden “gökyüzü” resmi var ve bu kapaklar neden geceden gündüze gökyüzünün her halini yansıtıyor? “Kitap Canavarı” adlı kitapta anlatılan çocuk kitabı sevgisi, bir bakıma sevginin yanlış algılanışını da yansıtmıyor mu? (ki bu konuya 10. sayfada tek cümle ile değinmiştin. Bence insan ilişkilerindeki “sevgi” anlayışı sorgulamasına kapı açmak gerekirdi.) Duygusal sorunların çözümünü bulan psikologların bile, “eğitim” gerekliliği karşısında öğretmenlere nasıl saygıyla baş  eğdiğinin ve öğretmenliğin, çocuğun ve kitabı ona okuyan yetişkinin gözünde yüceltilmesinin ardındaki nedenler nedir? Gerek “Kitap Canavarı”, gerekse “Şeker Canavarı” adlı kitaplarda, ana karakter yaratılırken, neden mübalağa/abartı sanatının kullanılmış olduğunu arıştırmak ve geride yatan amacı ortaya koymak yazarın uslûbuna daha büyük bir anlam katmaz mı? Okul öncesi için yazılan öykülerde/masallarda devrik cümleden kaçılması gerekirken, hangi edebi kaygılarla yer yer devrik cümle kullanılmış?

Diyeceğim o ki, genel olarak, kitaplar dış yapısıyla incelenmiş, ancak derinlere, katmanlara inilip duygusal yapısı incelenmemiş. Bu derinlikleri ben biliyorum, nedenlerini de. Tezini hazırlama sürecinde bana ulaşmış olsaydın, sana ipuçlarını verebilirdim. Resimlerle, örneklerle tezini zenginleştirir; ilk beşe değil, ilk sıraya girebilirdin...

Öte yandan, “Yaşlı Çocuk” adlı kitapta  ara kahramanlardan olan annenin,  “Çocuğun yaşlılıktan ve ölümden korkmasına neden olan sözler...” kullanmış olarak ifade edilmesi (s.48), anne için biraz haksızlık olmadı mı? Değerlendirme bence şöyle olmalıydı: “... yaşlılık ve ölümün farkındalığına neden olan sözler...” Öyküde amaçlanan, ölümün, yaşam kadar doğal bir süreç olduğunun farkındalığını vermekti...

Daha küçük yaştan, çevresinde birinin ölüm haberini duymayan bir tek çocuk var mıdır acaba? Yaşlılarımız öldü, komşularımız öldü, depremde, kazalarda vatandaşlarımız öldü. Çocuk bu dünyadan soyut mudur acaba? Sen, bir öğretmen adayı olarak, çocuğu olumsuzluklardan sarıp sarmalayıp koruyabilir misin? Ben bir anne olarak, iki çocuğumu koruyamazken...

“Yaşlı Çocuk” gibi iki masal daha vardır 52 kitaplık dizide –ki bence inceleme sırasında, örneğin, bu tür saptamalar çok iyi bir dedektiflik çalışması olurdu!- her üç masal da çok uzun sürede, büyük kaygılarla ve özenle yazılmıştır. Üç masalın ana konusu şudur: 1. ölüm (Yaşlı Çocuk) 2. alt ıslatma (Kimin Yatağı Uçuyor) 3. hırsızlık (Bütün Oyuncaklar Benim)

Bu üç eylem -ki çocukları bunlardan asla soyutlayıp sorunları yok farzedemeyiz,- çocuk diliyle, duygusal dünyalarını sarsmadan onlara nasıl anlatılabilirdi? Benim için en kolayı, bu konulardan kaçıp daha kolay, başka konular seçip yazmaktı; ancak yazarlık sorumluluğumu gözardı edemezdim. Kimini iki yılda,  kimini üç yılda düşündüm ve her birinin kurgusunu çok dikkatle yaptım.

Ancak, senin saptamaların bana hatalı olduğumu düşündürdü. Yani “ölüm” konusunu anlatırken, çocukları “korkuttuğum ve karamsarlığa sürüklediğim” değerlendirmesi, (bu sözleri söyleyen ara kahraman ama, sonuçta onu yaratan da yazarıdır!) bir yazar olarak beni hak ettiğim noktada olmadığımı hissettirdi. Ben ki eğer çocuklardan birini bile korkutmuşsam ya da   karamsarlığa sürüklemişsem, yazarlığımı yeniden sorgulamam gerektiğini düşünürüm. Bana yüklenen sorumluluk budur.

“Oğlum Nerdesin” adlı kitapta, Baskı Özellikleri /Resimler incelenirken (s.76) ”Bu resimler, öykünün içeriğine uygun değildir” saptaması yapılmış. Bu beni hayli şaşırttı. Çünkü her resim, öykülerin ruhuna uygun olmasını istediğimden, ressamla birlikte oturup tartışılarak, özenle desenlendi. Her resim, bir öykünün bir kesitini yansıtır. 10 öykü için, her öyküye bir tane olmak üzere toplam 10 resim vardır. Bunu biliyorum, çünkü dediğim gibi, resimleme aşamasında ressamın hep yanı başındaydım.

Ayrıca “Oğlum Nerdesin”le ilgili şu saptama da şaşırtıcı: “Öykülerin sadece bir bölümü resimlendirilmiş. Oysa ki; diğer eserlerinde resimlere bakıldığında öykünün veya masalın içeriği anlaşılıyordu.” Bu noktada benim algıladığım, çocuk kitaplarda yaş grubuna uygunluğun arandığının ve bunun amaçlandığının gözardı edilmiş olmasıdır.

Okul öncesi dönemde çocuklar, kitaplarının bol resimli olmasını isterken, ikinci sınıf, üçüncü sınıf sonrasında, kendilerini “büyük” kategorisinde görmeyi istediklerinden, renkli resimli kitaplardan uzak durmaya çalışırlar. Bu kez onlara, çok az sayıda, siyah-beyaz resimli kitaplar hazırlamak gerekir. Hele hele 4. ve 5. sınıf düzeyi için hazırlanan kitaplarda resimlerin çok az sayıda ve siyah-beyaz olması, çocukların büyüme sürecindeki beklentilerine duyulan saygıdandır. Çok resimli olsaydı, hele resimler de renkli olsaydı, kitap zaten okul öncesi kitabı olurdu. Oysa “Oğlum Nerdesin” adlı kitap ve bu dizinin diğer kitapları, ergenliğe giriş dönemini anlatır ve 8+ yaş grubunu hedefler.

Örneğin,  “Süper Gazeteciler” adlı romanlarımda (200+ sayfa), yalnızca 4-5 siyah-beyaz resim vardır. Çünkü kitaplar 10-14 yaşı hedefler...

 “Oğlum Nerdesin” adlı kitabın Değerlendirme bölümünde (s.70) “...bu eserinde seçilen konu çocuklar için uygun değildir,” değerlendirmesi yer alıyor. “Çocuklar” derken kaç yaş grubunu hedeflediğini bilmiyorum, sanırım okul öncesi dönemi kastediyorsun; resimlerle ilgili değerlendirme de bunu anımsatıyor zaten. Haklısın. Bu kitaplar okul öncesine asla uygun değildir.

Uygun olmadığını ifade ettiğin “konular”ı her gün her an bire bir yaşayan 8 yaş üstü çocukları hedefler bu kitaplar. Eğer onların yaşadığı bu sorunları, ikilemleri, duygusal karmaşayı, onlara “uygun değildir” düşüncesiyle kitaplardan, öykülerden çıkarırsak, çocukları hiç anlamayan, onların dünyasına yakından uzaktan yaklaşamamış bir yazar olarak, çocuk yazınında başarılı olabilir miydim?

Sözünü ettiğin noktalama işareti yanlışlarının büyük bir kısmını kitaplar yeniden basıldığında düzeltmeyi amaçlıyorum. Bu uyarıların için çok teşekkür ederim.

Bu yazımla sanki senin çalışmanı eleştiriyorum gibi oldu ama yapmak istediğim asla bu değildi. Çalışman gerçekten çok güzel. Ben yalnızca, sözcüklerin ancak, çok renkli ve çok boyutlu duygusal dünyanın vitrini olduğunu düşünen bir yazar alışkanlığıyla, okuruma, farklı bir bakış açısı kazandırmayı, yeni değerler katmayı umdum. Hepsi bu.

Güzel tezinle sen de benim dünyama yeni bir bakış açısı kattığın ve yazarlık evrenimi zenginleştirdiğin için teşekkür ederim.

Benim de sana ve Sayın Hikmet Yılmaz’a armağanım var. Kitaplarımla, ikinize de “teşekkür ederim” demek istedim...

Sevgilerimle,

 


+ 1
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.