Başlıklar

En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

İsimsiz -2004

İçerik - SÖYLEŞİLER
PrintEmail

İSİMSİZ

Üniversite Öğrencisi 2004

 

Neden Yazar Olmayı Seçtiniz?

Yazar olmayı seçtim, çünkü çocukluktan beri “yazmak” konusunda yetenekliydim.  Eğer insanlar yetenekleri doğrultusunda bir meslek seçerlerse, daha başarılı olurlar diye düşünüyorum.

Yazmayı çok seviyorum.  Yazmak benim vazgeçilmez aşkım.  Bu konuda bir mesleğim olduğu için de çok mutluyum.

Neden çocuk kitapları yazıyorsunuz?

Bu soruyu ben de çok sordum kendime. Doğrusu ya, çocuklar için yazmayı düşünerek başlamadım yazmaya. Yalnızca "yazmak" için yazıyordum. Yazar olacağımı biliyordum; kitaplarımı hiç basamamış olsam da yine yazacaktım.  Ama ne yazacaktım?  İşte henüz bunu bilmiyordum.

Benden masal okumamı isteyen ama önerdiğim hiçbir kitabı sonuna kadar okutmayıp daha ilk sayfasında kulaklarını tıkayarak başka masal istediğini söyleyen, uyku uyumayan, yemek yemeyen, inatçı mı inatçı bir çocuğa masallar yazmıştım... Bu inatçı çocuk, o zamanlar 2-3 yaşlarında olan küçük oğlum Alper’di. Benden ısrarla masal istiyordu ama hiçbir kitabı okutturmuyordu. Sabrımın taştığı bir gün, "Peki ama sen hangi masalı istiyorsun? Söyle onu okuyayım," dedim. Sandım ki, kitapların arasından bir tanesini seçip bana okutturacak. "Ben kertenkele masalı istiyorum!" dedi, kararlı ve kendinden emin.

"Küçük Kertenkele" masalını o gün anlattım. Ardından "Uyumak İstemeyen Zürafa"... O günden sonra nasıl bir masal istiyorsa, itiraz etmeden, hemen oracıkta yaratıp, bir yandan kurgularken, bir yandan anlatıyordum. Daha sonra bu masalları daktilomda yazıya döktüm. (1989 yılında elektrikli daktilolar bile yoktu! Mekanik daktiloda yazıyordum.) Ve sonra... Şaşkınlık içinde bir de baktım ki, meğer çocuklar için yazmaya başlamışım...

Yazarlığa nasıl başladınız?

Yazarlığa önce br dergide köşe yazıları yazarak başladım.  1973’de Hayat Mecmuası’nda, adıma bir köşem vardı, orada ev hanımları için pratik bilgiler yazıyordum.  Daha sonra Elele Dergisi’nde Bindallı adıyla 16 sayfalık bir dergi hazırlamaya başladım; bu dergi, Elele ekinde ücretsiz olarak veriliyordu. Daha sonra Kent Duygusu adlı bir şiir kitabım çıktı.  1982’de yayımlanan bu kitapla, yazarlığa başlamış oldum!

Kaç yıldır yazarlıkla uğraşıyorsunuz?

Aslında yazın hayatıma Hayat Mecmuası’nda başladım. 1972-73 yıllarıydı.  Yani, eğer yazılarımın çıkmaya başladığı tarihi ele alacak olursak, 32 yıldır! 

İlk kitabımın çıktığı tarihten başlatacak olursak, 1982’den bu yana, 22 yıl denebilir...

Kitap yazarken nelere dikkat ediyorsunuz? 

Eğer çocuklar için yazdığım kitaplardan söz ediyorsak –yetişkinler için de kitaplarım var- önceliğim, çocukların seveceği kitaplar olmasıdır.  Öyle ki, okurlar bir kez değil, defalarca okusun o kitabı; her okuduğunda yeni anlamlar keşfetsin, yeni çağrışımlar bulsun, yaşamına yeni kapılar açsın, umutlansın, mutlansın, daha iyiyi yaratmak için heveslensin...

Kitabın bir kez okunmasından yana değilim.  Dergi mi, gazete mi bu, bir kez okunup “tüketilsin”?  Kitabın içeriği anlam açısından öyle zengin olmalıdır ki, her okunduğunda, okuruna yenilikler, yeni renkler, yeni ışıklar katabilmelidir.

Ayrıca, kitabın çok önemli bir işlevi de, okura dil zenginliğini kazandırabilmesidir.  Bu işlevi gerektiğince yapabilmesi için, kitaplarımda kullandığım dilin, hem çocukların yaşlarına ve dünyalarına yakın olmasına, hem de dilbilgisi açısından yanlışsız, akıcı, mükemmel olmasına önem veririm.

Dili iyi olmazsa eğer, çocuklar o kitabı okurlar mı?  Konusu iyi değilse, okurlar mı?  Kimse okumaz...  Ben, severek, isteyerek, defalarca okunacak ve o kitaptan sonra okurda başka kitaplar okuma isteği uyandıracak kitaplar yazmaya dikkat ediyorum.

Çevrenizde bu ilginize destek olan birileri var mıydı? Kim ve nasıl? 

Çevremde bana destek olan ve dahası, ilham vererek yazmamı sağlayan, çocuklarım (Alper ve Evren) vardı.  Çocuklar için yazmaya da zaten onlar yönlendirmişti beni; 5. soruda bunu anlatmıştım.  Eğer onların desteği ve ilhamı olmasaydı, ben büyük olasılıkla şimdi, yetişkinler için öykü ve romanlar yazıyor olurdum; çocuklar için yazmak aklıma bile gelmeyebilirdi...

Geceyi Sevmeyen Çocuk, Canı Sıkılan Çocuk ve onlarca masal kitabındaki masalları,  önce onlara anlatıyordum, daha sonra yazıya geçiriyordum.  Çocuklarım küçükken çok iyi birer eleştirmendiler. Şimdi biri 17, öteki 23 yaşında; artık benim masallarımı dinlemek istemiyorlar J, onlar artık kendi dünyalarına yakın başka kitaplar okuyorlar.  Ama küçükken, kullandığım her sözcüğe dikkat eder, eğer onların dünyasına uymuyorsa hemen itiraz eder, masaldaki kahramanları seçer, hatta kitabın resimlenmesi konusunda bile bana yol gösterirlerdi.

Sizi yazmaya iten ilham nedir?

Aslında bu ilhamın ne olduğunu ben de bilemiyorum.  İçimde yazmaya karşı her zaman büyük bir istek ve sevgi olmuştur, ama nedenlerini bilemiyorum.

Babam Duymasın adlı kitabımda, “Teşekkür Ederim Öğretmenim” başlıklı bir öykü var.  O öykü, benim ilkokul 3. sınıfta yaşadığım bir olaydır.  Öğretmenimin yazı yazmam konusunda beni nasıl yüreklendirdiğini anlatır. Sanıyorum. öğretmenlerimin beni yönlendirmesi, kendimdeki bu yeteneği keşfetmemde ve kullanabilmemde büyük etken oldu.  Bu yüzden öğretmenlerime her zaman teşekkür borçluyumdur.

Çoğu yazarın kendine has bir anlatım özelliği vardır.  Peki, sizin anlatım özelliğiniz nedir?

Çocuk yazını alanında elektronik posta yoluyla haberleşme amacıyla kurduğumuz bir yahoo grubumuz var; buna birçok yazar, çizer, kütüphaneci, akademisyen vs. üyedir.  Geçenlerde bir arkadaşım dedi ki, “Gruba yazılmış olan bir mesaji okuyordum, senin uslubuna öyle çok benziyordu ki!  Bir de baktım ki, gerçekten de senin yazınmış.”

Bir yazarın üslubu, yüzü gibidir.  Birinin yüzüne bakar, tanırsınız; bir yazarın yazısını okur, kim olduğunu anlarsınız.  Elbette zaman içinde üslupta da değişim olabilir, ama bu ancak yüzün yaşlanması gibidir.  Gözler hep aynı kalır...

Bir yazarın üslubu da, ne kadar değişirse ya da gelişirse gelişsin, yine özde aynı kalır; o yazıyı okuduğunuzda, o yazarın olduğunu anlarsınız.

Benim belirgin, güçlü bir üslubum vardır.  Ama bu üslubun özelliklerini keşfetmesi gereken, siz okurlardır.  Üslubum, zaten yazdığım kitaplardadır...  Okununca anlaşılır... 

Yazar olmak kazanılacak bir yeti midir, yoksa bu yetenekle mi doğulur?

Birçokları, yazar olmanın öğrenilebileceğini düşünmek ister, böyle düşünenlerin arasında kitap yazmış olanlar bile vardır.

Ancak benim düşünceme göre, yazarlık bir yetenektir.  Yetenekler zaman içinde geliştirilebilir ama zaten var olmayan bir yetenek, hiçbir eğitimle verilemez.  Zaten insanın yeteneği olmadığı bir konuda meslek edinmeye çalışması için bir gerek yoktur.  Herkese özgü, farklı yeteneklerle doğmuşuz.  Eğer benim dans etmek konusunda olsaydı yeteneğim, bugün başarılı bir dansçı olurdum.  Resim yeteneğim olsaydı, ressam olurdum.

Herkes, içindeki yeteneği keşfedip, o doğrultuda bir meslek seçebilseydi eğer, herkes mutlu ve başarılı olabilirdi.

Yazarlık mesleğinin gençler için bu kadar popüler olmasını neye bağlıyorsunuz?

Günümüzde sesi iyi olan, şarkıcı olmayı, yaratıcı düşünceyi geliştirebilen, yazar olmayı düşlüyor.  Bu bir modadır.  Kısa yoldan sonuca ulaşmak hevesini taşır.

Oysa, eğer bir genç, çok genç yaşta bir kitap yazıverip ortaya koysa, hayattaki amacını kaybetmiş olmayacak mı –eğer amacı gerçekten de yazar olmaksa? Öte yanda, bir  kitap yazmanın gerektirdiği deneyim ve birikimden yoksun olarak kitap yazmış olmak, ona beklediği başarıyı getirecek mi?

Bunlar düşünülmesi gereken konular, ancak gözardı ediliyor.

Gençler, yazı yazmakla yazarlığı, şiir yazmakla şairliği karıştırıyorlar.  Herkes yazı ya da şiir yazabilir, yazmalı da... Yazmak, insanın kendini ifade ediş biçimidir.  İnsanlar kendilerini anlatarak, duygu ve düşüncelerini, yazarak olsun, resmederek olsun, insanı ve yaşamı keşfetmeye başlarlar. Sanatın bir işlevi de budur.  İnsanı, yaşamla buluşturur.

Elbette şarkılar söyleyeceğiz, elbette yazacagız, elbette resimler yapacağız, fotoğraf çekeceğiz, ve sanata dair ne varsa, yaşamımıza sokacağız.  Kişilik gelişimi için bu şart.  Bu yollardan geçmemiş olan gençler, kendilerini keşfedemeden, insanı tanıyamadan yaşama atılırlar; onların eksiklikleri, başarısızlığı körükler.

Bir-iki öykü ya da şiir yazarak, hemen ünlü bir yazar olmak gibi bir düşünceye neden kapılıyor gençler, bence bunun da yanıtını sizler vermelisiniz.  Zaten sorunun içinde bu yanıt da var.  Yazarlığın popüler olduğunu düşünmeleri mi onları yazar olma düşüncesine itiyor? 

Oysa, insan bir mesleği, yanlızca o mesleğe aşık olduğu için yapmalı; gerçek başarıya o zaman ulaşabilir...

Aslında yazar olmak istemeyen bir genç, aklına güzel şiirler de gelse, “Ya yazar olursam? Oysa ben bilgisayar mühendisi olmak istiyorum,” diye düşünerek, aklındaki şiirleri sözcüklere geçirmekten kaçınacak mı? Elbette hayır! Tekrar ediyorum, çocuklukta ya da gençlikte şiirler yazmak, yazılar yazmak, günlük tutmak, kişisel gelişimin bir parçasıdır.  Herkesin yazması gerekiyor, bu doğru; ama yazabilen herkesin ille de “yazar” olması gerekmiyor... 

En çok hangi yazarları ve ne tür kitaplar okursunuz?

Beş yıl boşunca (1999-2003) Cumhuriyet Kitap Eki’nde Çocuk sayfasının editörlüğünü yaptım.  Bu süre içinde, binlerce çocuk kitabı okudum.  Çeviri ya da yerli, roman ya da öykü... Her türde kitap okudum.  Çok değişik yazarların kitaplarını tanıdım.

En sevdiğim kitaplar, sonuna gelmek için acele ettiğim, sonuna geldiğimde de bittiği için üzüldüğüm kitaplardır.  Bazı kitaplar ise canımı öyle sıkar ki, ya yarım bırakırım, ya da atlaya atlaya okurum... O tür kitapların yazarlarının, mesleklerini yeterince sevmediğini, başka bir meslek seçseydi daha başarılı olabileceğini düşünürüm...

Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?  Hobileriniz nedir?

Boş zaman mı?  Boş zaman nedir ki?  Benim hiç boş zamanım yok.  Boş zamanım herhalde gece olup uyuduğum zamandır.

Eğer hobilerin, para kazanılmadan zevk için yapılan işler olduğu düşünülürse, o zaman yazarlığımı da bir meslek değil, bir hobi olarak ifade etmem gerekir.  Oysa o, benim mesleğim. 

Hiç yurt dışına gittiniz mi?  Nerelere? En beğendiğiniz yer neresiydi?

Düşündüm düşündüm, bu sorunun, “yazarlık” yönümle ne ilgisi olabileceğini çözemedim.  Elbette ben de bir insanım, seyahatlerim olur.  Ama eğer bu seyahatlerin yazarlığıma ne kazandırdığını sormak amacıyla böyle bir soru sorduysan, sorudaki sözcükleri buna göre değiştirmen gerek.

Yaşamda her deneyim –yurt dışına gitmek dahil- bir birikimdir.  Bunun etkileri, o insanın yaşamına elbette bir türlü yansır.

Yazar olmasaydınız ne olurdunuz ve ne için?

Yazar olmasaydım diye bir olasılık yok.  Ben yazar olmak istedim.  İstediysem olurum.  Eğer piyanist olmak isteseydim, zaten yeteneğim de buna yatkın olurdu, o zaman piyanist olurdum.  Avukat olmak isteseydim, avukat olurdum.

Ben, yeteneğimi izledim.  Yeteneğimin olmadığı bir konuda meslek seçmeyecek kadar bilinçliyim.

Türk Edebiyatımızdan ya da Batı Edebiyatından örnek aldığınız ya da etkilendiğiniz bir yazar var mı?  Varsa neden?

Varsa bile bunu ben bilemem.  Hiçbir yazar, ben şu yazarı taklit edeyim diyerek yola çıkamaz; böyle yapanlar, zaten kendi içinde yazarlık ruhu ve yaratıcılığı taşımayanlardır.  Onlar, başkalarının eserlerine bakar, onlara benzetmeye çalışarak yazarlar.

Ben kimseye benzemekten hoşlanmam.  Eğer başka yazarlarla benzeştiğim yanlar da varsa, bunlar ancak, tamamen rastlantısaldır.

On yıl öncesine kadar Türk romanı adını duyurmamıştı, bu alanda daha çok çeviriler gündemdeydi.  Son dönemlerdeki Türk yazarlarının güçlü çıkışlarını ve liste başı olmalarını neye bağlıyorsunuz?

Reklama!  İyi iletişime!  Gelişen hızlı haberleşme teknolojisine!  Zaten on yıl önce de çok iyi Türk romanları vardı ama, medyada yeterince reklamı yapılmadığından olsa gerek, sen de olmadığını varsaymışsın sorunda. Demek teknolojik haberleşme ve hızlı iletişim, sanatta da gerçekten önemli...

Türkiye’nin şimdiki şartlarını ele alırsak, sizce yazarlık ne seviyede? Yazarlığa gerekli önemin verildiğini düşünüyor musunuz?

Hayır, hiç düşünmüyorum! Önem veriliyor olsaydı eğer, yazarları önce öğretmenlerin kendisi tanırdı.  Oysa, birçok okul söyleşilerimde, çocuklar tarafından tanınırken, öğretmenlerin bir  tek kitabımı bile okumamış olduğunu fark ederek, üzülüyorum.

Birçok üniversitede, her dönemde gerek branş, gerekse sınıf öğretmeni ya da rehberlik öğretmeni olarak mezun olacak üniversite gençliğine konferanslar veriyorum. Öğretmen olacak, çocukları eğitecek bu güzel gençlerin birçoğu, ne yazık ki, o güne kadar kitap okumamış olduklarını itiraf ediyorlar.  Kitapların çocukların dünyasındaki önemini keşfetmemişler; kimse o güne kadar onlara bunu anlatmamış. Bu gençler, öğretmen olacak; müfredatı çok iyi izleyecek; ancak öğrencilerini kişilik gelişimleri ve yaşama hazırlanmaları adına kitapla tanıştırırken, olası ki, adını duyduğu birkaç yazarın sınırları dışına çıkamayacaklar.

Bazen bugüne kadar boşa mı çabaladım diye düşünüyorum.  Çocuklar için 100’e yakın kitap yazdım.  Bu kitaplar çocuklara ulaşmayacaksa eğer, ancak şenliklerde yazarın kendisinin promosyon olarak okul okul dolaştırıldığı ortamlarda öğrenciler le buluşacaksa eğer, o zaman bu yaşıma kadar bunca emeği ve çalışmayı, boşa mı harcadım?  Böyle, üzüldüğüm anlar oluyor. 

Evet, şimdi sıra bende. Ben de sana birkaç soru sormak istiyorum, yanıtlarsan sevinirim:

1.  100 kitabımın kaç tanesinin adını sayabilirsin?

2.  Şubat, Mart, Nisan aylarında yayımlanan üç şiir kitabımdan hangisinin adını biliyorsun?

3.  Bir şiir yazar mısın?

Sevgilerimle,

 


+ 0
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.