Başlıklar

En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Erol Can, Alp Biberoğlu - 2005

İçerik - SÖYLEŞİLER
PrintEmail
Article Index
Erol Can, Alp Biberoğlu - 2005
Sayfa: 2
All Pages

Erol Can’a ve Alp Biberoğlu

TED - 2005

 

1. Yazarlığa nasıl başladınız?

Yazmak benim için çocukluktan gelen bir tutkudur. Daha çocukken kafama koymuştum yazar olacağım diye...

Okulu bitirir bitirmez ilk işim bir dergiye başvurmak oldu.  Yazı örneklerim beğenilince, 1973’de önce Hayat Mecmuası’nda, daha sonra Elele Dergisi’nde yazılar yazmaya başladım. Basında uzun yıllar süren yazın deneyimim oldu. Kitap çalışmalarım daha sonra başladı.

2. İlk kitabınızın adını ve ne zaman yazdığınızı öğrenebilir miyiz?

Yetişkinler için yazdığım ilk kitabım 1982 yılında, “Kent Duygusu” adlı şiir kitabımdı. Çocuklar için yazdığım ilk kitabım ise “Geceyi Sevmeyen Çocuk”, 1991 yılında Mavibulut Yayınları tarafından yayımlandı. Tabii bu tarihler “basılma” tarihidir; yoksa Geceyi Sevmeyen Çocuk’u, 1989 yılında yazmıştım...

3. Küçükken ne olmak istiyordunuz? Yazarlığı hiç düşündünüz mü?

Yazarlık, hiç aklımdan çıkmayan bir şeydi...  Daha ilkokul  sıralarında öğretmenim yazma yeteneğimi fark etmişti.  Gerek ilkokul, gerekse 6. sınıf öğretmenim ve daha sonra lise öğretmenlerim, bu yeteneğimi hep desteklediler.  Onlara olan teşekkürümü, ‘Babam Duymasın’ adlı kitabımdaki “Teşekkür Ederim Öğretmenim” başlıklı öykümle iletmek istedim.

Çocukluğumda çok düşünürdüm, acaba ilerde ne olacağım, hangi mesleği seçeceğim diye.  Kendi kendime oynadığım bir oyun vardı: Günlüğüme ilerde ne olmak istediğime dair 10 maddelik bir liste yazmıştım. Nedense bu liste 9 olamazdı, 11 olamazdı, ille de 10 olmalıydı.  Yeni bir meslek aklıma geldiğinde, daha önce listede var olan bir mesleği çizip yerine yenisini yazardım. Böyle böyle, birçok meslek yazdım, çizdim.  Ama “yazarlık” ve “şairlik” hiç değişmeden yıllarca listede ilk iki sırada kalan seçimlerimdi...

4. Genç yazarlarımıza söylemek istedikleriniz neler?

Sabırlı olmalarını dilerim...

Sanat, bir tutkudur; aşktır.  Eğer gerçek aşk değilse bu duygu, yalnızca bir hevesse, daha yarı yolda vazgeçer, başka bir şeylere ilgi duymaya başlarlar.  O zaman, üzerinde konuşmaya bile değmez. Ama eğer yazmaya karşı duyduğu gerçek aşksa, yazma isteği gerçek bir tutkuysa yüreğinde, zaten kimse durduramaz onları... 

Sanat, aceleye gelmez.  Sabırlı olmak, yeteneği geliştirmek, olgunlaştırmak ve deneyim kazanmak gerek. Acele edildiğinde, ortaya konan yapıtta eksikler, boşluklar olabilir.  Sanat dünyasında kalıcı olmak isteniyorsa, boşluklu ve eksikli yapıtlarla ortaya çıkmamak gerekir... Bu bakımdan genç yazarlara, öncelikle yazma konusundaki deneyimlerini arttırmalarını öneririm.  

5. Başarınızın temel sırrı nedir?

Hep severek çalıştım. Çok severek... Yaptığım her işte, "Aytül yaptıysa iyi olmuştur!" dedirtebilmeyi hedefledim. Baştansavmacılıktan kaçındım. İşimle adımın birbiriyle hep uyum içinde olmasını istedim. İşime bakan beni anlasın, benim kendimi sözcüklerle anlatmama gerek kalmasın istedim.

Her yaptığım işte kendimi yansıtacak bir şeyler bulmaya çalıştım. Çalışmayı bir oyun haline getirdim. Önemli nokta da... İşimi her zaman çok çabuk yaptım. Hiçbir işi bir sonraki saate ya da bir sonraki güne sarkıtmadım. Zamanımı çok iyi kullandım ve adeta mutfakta birkaç çeşit yemeği aynı anda yapıp, bir saatte beş çeşit yemek ortaya koyan mutfak sihirbazları gibi, birçok işi birarada yapmanın formülünü, zamanı iyi kullanmakta buldum.

Bir konuda ne kadar yetenekli olursan ol, eğer empati/özdeşim duygusunu geliştirememişsen, başarılı olmanın mümkün olamayacağını da keşfettim. Başkalarının duygularını düşünmek, onları mutlu etmeye çalışmak... Yaptığın işi kendin için değil, başkaları için de yapmak... Ortak bir mutluluk yaratmak... Bununla mutlu olabilmeyi öğrenmek, çok önemliydi. Başarımın temelinde bu da var...

Ayrıca, empati duygusunu geliştirdiğinde, ekip çalışmasına da yatkın olabiliyorsun. Böylece, bir iş için en doğru insanı bulup, onunla işbirliğine girebiliyorsun. Kendi adının çok gerilerde kalmasını, hatta gizlenmesini hazmedebiliyorsun. İşin gerçekten iyi olabilmesi için ille de altında yalnızca kendi imzanın olması gerekmediğini kavrıyorsun. Başkalarının yeteneklerini ortaya çıkararak, "işin" gerçekten iyi olmasını ve ileriye dönük gelişimini de sağlıyorsun.

Önemli olanın insanın bireysel mutluluğu ve başarısı değil, bir işin doğru ve yararlı olarak yapılması olduğunu keşfedince, gerçekten başkaları için, ülken için çalışmış oluyorsun; bence gerçek başarıdan da ancak o zaman söz edilebilir. 

6. Akademik çalışmalarınızın yanında çocuklarınızdan edindikleriniz oldu mu?

Oğullarım, Evren ve Alper, küçüklüklerinde, Olimpus dağında hiç sönmeden kaynayan ilham kaynağım gibiydiler. (Şimdi biri 25, öteki 19 yaşında…)

Eğer bugün çocuk yazınında Aytül Akal varsa,  bunun tek nedeni, tek kaynağı, tek ateşleyicisi, onlardır.  Evren ve Alper beni çocuk yazınına doğru itekleyip de sınırsız bir esin coşkusu vermeseler, evet, büyük olasılıkla ben yine yazar olurdum, ama çocuklar için değil...

Hiçbir kitabımda onlara bir ithaf ya da teşekkür yoktur, çünkü her öykü biraz Evren, her masal biraz Alper’dir. Aslında benden çok, çocuk yazınının teşekkür borcu vardır onlara.. 

7. Kendi öğrendiklerinizle çocuklardan öğrendikleriniz çelişiyor mu? Evetse nasıl?

Çelişmiyor.  Değişen yalnızca zaman, çeşitlenen yalnızca uyaranlar.  Benim zamanımda televizyon yoktu ama biz sokakta oyunlar oynardık.  Benim zamanımda bilgisayar yoktu ama ansiklopedi karıştırırdık.  Yani uyaranlar ve uygulamalar değişik olabilir ama insan özelliği hep aynı...  Zamana göre bu özelliklerden bazıları öne çıkıyor, bazıları geriye itiliyor; sonuçta yine hep aynıyız.  Ben çocukken neler hissetmişsem, çocuklarım da yakın şeyler hissettiler; onların çocukları da aynı duyguları paylaşacak.  Aslında birbirimizi çok kolay anlayabiliriz; eğer duygularımızla hesaplaşır, geçmişimizi de unutmazsak...

8. Niçin çocuklar için yazıyorsunuz?

Çocuklar için yazıyorum, çünkü ‘yazmayı’ seviyorum.  Eğer çocuklar için yazmasaydım, yine yazardım; seslenecek bir yerler, yazacak farklı konular bulurdum.  Zaten ilk yayımladığım kitap da, yetişkinler için bir şiir kitabıydı (1982)...

"Niçin çocuklar için?" sorusunu ben de çok sordum kendime. İtiraf etmeliyim ki, çocuklar için yazmayı düşünerek başlamadım yazmaya. Bir minicik düşünce dokunuşu olsun... Yo hayır, aklımda çocuklar yoktu... Yalnızca "yazmak" eylemi adınaydı her şey. Yazmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Yazmak, benim mutluluğumdur, tutkumdur.

1989’da kucağımda onlarca masal vardı; küçük oğlum için yazmıştım onları. Benden masal okumamı isteyen ama önerdiğim hiçbir kitabı sonuna kadar okutmayıp daha ilk sayfasında kulaklarını tıkayarak başka masal istediğini söyleyen, uyku uyumayan, yemek yemeyen, inatçı mı inatçı bir çocuğa... O zamanlar 2-3 yaşlarındaydı. Benden ısrarla masal istiyordu ama hiçbir kitabı okutturmuyordu. Sabrımın taştığı bir gün, "Peki ama sen hangi masalı istiyorsun? Söyle onu okuyayım," dedim. Sandım ki, kitapların arasından bir tanesini seçip bana okutturacak. "Ben kertenkele masalı istiyorum!" dedi, kararlı ve kendinden emin.



Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.