Başlıklar

En Yeni Kitaplarım

bir_ayagi_yerde
bu_ne_bicim_kardes
cok-uslu_yaramazlar-1
cok_uslu_yaramazlar_2
kayip_kitapliktaki_iskelet_3a
koku_delisi-3
miymiy_teyze-3a
miymiy_teyze-4a
renk_delisi-2
ses-delisi
tak_tak_tak-sans_geldi
ucan-siirler

Neslihan Gürel - 2009

İçerik - SÖYLEŞİLER
PrintEmail

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde tezli yüksek lisans.

Neslihan Gürel

Danışman: Hulusi Geçgel

Serüven romanları

2009

 

1.   Çocuk yazını ve yayınının içinde yer alan bir yazar olarak bu alanda ülkemizdeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklentileriniz nedir?

1990’dan itibaren, Türk çocuk ve gençlik yayınının büyük bir ivme kazandığını ve çıtanın her geçen gün daha yukarıya taşındığını gözlemliyorum. Bu olumlu değişimde yabancı yayınların yakından takip ediliyor olması kadar, 90’dan itibaren yazarlarımızın-çizerlerimizin çocuk ve gençlik edebiyatı alanında özgün ve yaratıcı yapıtlar ortaya koyması, öte yandan yayıncıların da bu alanın önemini kabullenmesi, büyük etkendir.

1991’de ilk masal kitabım Geceyi Sevmeyen Çocuk piyasa koşullarında hayretle karşılanan bir formda (64 sayfa renkli resimli ve sert ciltli kapak) yayımlandığında, beklentim buydu.  O günlere ulaştık...

2.   Değişen iletişim ve yaşam modeliyle şekillenen çocuk tipini nasıl yorumluyorsunuz? Sizce çocukların kitaptan beklentisi nedir?

Günümüz çocuk tipini kalıplara sığdırmak ve alışagelmiş kuramsal tanımlarla çerçelemek neredeyse olanaksız gibi.  Çocukları ve gençleri hayretle izliyorum; kendi çocukluğumla karşılaştırıyorum ve doğrusu o zamanlar ben pek aptalmışım diye düşünüyorum.  Bugünün çocuklarının ve gençlerinin algısı düzeyine ulaşmak için, çok uzun yıllarımızı yaşamı anlamak ve yorumlamakla geçirdik biz. Bugünün çocukları ise, bizim onların yaşında bulunduğumuz noktadan çok ilerde.  Büyük olasılıkla, onların da çocukları, anne ve babalarından ilerde olacaklar; yaşama dair birçok gerçeği ya da yalanı, daha erken yaşta çözebilecekler.

Haliyle, kuşak farkıyla geride kaldığınız bir okur kitlesine seslenebilmek cesaret isteyen, çok korkutucu bir  sorumluluk.

Çocukların kitaptan beklentisi, kitabın bilindik işlevleri nedeniyle değil bence. Yani kitapların onlara neler katacağını bildikleri ve bu kazanımları istedikleri için okuyor olduklarını sanmıyorum.  Onlar, zekâlarıyla koşut kurmacalar sunabilen, onları eğlendiren, heyecanlandıran, güldüren ya da şaşırtan, kitaplar bekliyorlar yazarlardan.  Böyle kitaplar sunabildiğinizde, zaten okuyorlar.

Okumak heyecanlı, eğlenceli bir oyun gibidir bence. Çocukların okumadığı, okumak istemediği kitaplara bir bakın; genellikle çocukların sorun çözme yeteneğinden ve zekâlarının işleyişinden geride kalmış kitaplardır. Yani çocuklar haklıdır...

Bazen daha filmin başında anlarsınız kimin suçlu oduğunu, ya da bir arkadaşınız filmin sonunu anlatıverir; o zaman filmi izlemenin de tadı kalmaz ya,  çocuklar da böyle düşkırıklıkları yaşayabiliyorlar zaman zaman.  Okudukları kitabın başında kurgunun nasıl gelişeceğini, öykünün sonunun nasıl olabileceğini anlıyorlar.  Bu tür basit kurguların, kitap okuma isteğini kamçılayabilmesine pek olanaklı görmüyorum ben. Bir de dil konusu var tabii. Dilin yetkin kullanılamadığı bir kitap da, okuru okumaya davet edemez. 

Çocukların kitaptan beklentisi eğlenmek ve heyecandır diye düşünüyorum. En azından ben şimdi çocuk olsam, kitaplardan öncelikle bunu beklerdim...

3.   Serüven romanlarının yapay bir kurguyla ve avam bir dille yazıldığı düşüncesinde olan eleştirmenler var.  Bu türde eserler veren bir yazar olarak ne söylemek istersiniz? Bir serüven romanında ne olmalıdır ya da olmamalıdır?

Sözünü ettiğiniz eleştirmenler kısmen haklıdırlar, ancak bu gözlemlerini piyasadaki bütün serüven romanları için vurguluyorlarsa, o zaman yayımlanmış serüven romanlarının tamamını okumamış olduklarını ve yargılarını yalnızca okuduklarıyla sınırlı kalarak geliştirdiklerini söyleyebilirim.

Serüven romanı, okurun ilgi, merak ve heyecanını, kitabın son satırlarına kadar taşıyabilmelidir. Herhangi olumsuz bir nedenle bu ilgi, merak ve heyecan kesintiye uğrarsa, kitabın beğenilmeme ve yarım bırakılma sonuçlarına da katlanılmalıdır...

Hangi nedenler kesintiye uğratır ilgiyi derseniz; dilin ustalıkla kullanılmaması, kurgunun sağlam bir zemine oturtulmaması, mantık boşlukları, konunun çocuklara yakın olmaması ve bir yandan da, romanın öyküsünün sağlam da olsa “basit” bir düzenekle kurgulanarak çocuklara sunulmuş olmasıdır derim. Bu olumsuzluklardan bir tanesi bile, romanın, çocuk okurun gözünde inandırıcılığını yitirmesine neden olabilir. 

Serüven romanı, bilgi edinmek ya da okumayı geliştirmek için okunmaz ki! Rahat koltuğunda otururken, risk almadan tehlikeli bir serüvene katılmak ve bu serüvenin heyecanını duymak ister okur.  Ancak okura macerayı yaşatabilmek için, romanın inadırıcı olması ve inandırıcılık çizgisini sonuna kadar koruyabilmesi gerekir.

4.   Serüven romanlarındaki çocukların kendi aralarındaki bir çatışmayı serüvene dönüştürmesindense yetişkinlerin neden olduğu sorunları çözmeye çalışmaları gerçekçilik sınırlarını zorlar mı?

Bu, yazarın ustalığı ve üslubuyla ilgili... Yazılan her şey, yazarın ustalığına bağlı olarak inandırıcı olur ya da olmaz.

5.   Serüven romanları seri halinde yazılarak okurun kitapla olan bağını kuvvetlendiriyor. Ayrıca başka ülkelerde sinema, oyuncak, kostüm vb. unsurlarla da desteklenerek hem metalaştırılıyor hem de kitabın dışına taşıyor. Bunu okuma eylemi ya da okur açısından yararlı buluyor musunuz?

Bence yararlı.  Toplumun ilgisini sürekli aynı konuya çekiyor. Romanın çabuk tüketilmesini önleyip, yıllarca ayakta tutuyor.

Ancak bizde büyük sermayeler dışında, orta çaplı ya da küçük yayınevlerinin böyle bir maliyeti kaldırabilmesi olası değil.  Başka ülkelerde roman daha yazılırken onun pazarlama olanakları değerlendiriliyor, bebekleri, kalemleri, defterleri üretiliyor, senaryoya dönüştürmek için alt yapısı hazırlanıyor. Kitap, dev bir sanayiinin bir ürünü olarak okura sunuluyor.  Her ne kadar okur, okuma yerine filmi izlemeyi yeğleyecekse de, önce roman, sonra film sıralamasında, romanın okunması için de bir süre tanınıyor ve hemen ardından filmler pompalanıyor.  

Planlı programlı ve girişi çıkışı bol maliyetli bir çalışma.  Bu yükü ülkemizdeki bağımsız yayınevleri kaldıramaz...

6.   Yayımlanan serüven dizilerine devam edecek misiniz? Okurlardan kitaplarınıza ilişkin ne gibi eleştiriler alıyorsunuz?

Süper Gazetecileri yazmak benim fikrim değildi; roman yazmayı hiç planlamamıştım.  Masallarımla büyüyen okurlarım karşıma dikilip de, artık masal için çok büyüdüklerini ve yeni kitaplar istediklerini söylediklerinde, onlara öyküler yazmış, bir çocuk kitabı yazarı olarak görevimi tamamladığımı düşünmüştüm. 

Ama öyle değilmiş!!! Okurlar yine dikildi karşıma, şimdi ne okuyacağız diye... Ne çabuk büyüyor bu çocuklar... Tutabilene aşk olsun!J

Büyüyen ve yazışmalarla, karşılaşmalarla benden sürekli kitap isteyen 11-12 yaşı geçen okurlarım için roman yazma gerekliliğim doğdu. Süper Gazeteciler böyle doğdu.  Dizi olur mu olmaz mı, tekrar yazabilir miyim, onu da planlamamıştım.  Yalnızca okurları mutlu etmek için yazmıştım ilk romanı.  Dizi olabileceğinden emin olmadığım için de alt başlığı yoktur o kitabın, adı yalnızca “Süper Gazeteciler”dir.

Yazarı istemese de, kitabın kahramanları son satırlarda, ikinci kitabın yazılabileceğine dair ipuçları bıraktılar. Böylece ikinciyi yazmak da zorunluluk oldu.  Beş tane olsa ne iyi olur diye düşünüyordum içten içe, ama kim yazacak?  Roman uzun soluklu bir iş. Üstelik ben çalışmaya başlayınca zamanı öylesine yitiriyorum ki, gün boyu yerimden kalkmadan yazıyorum, yazıyorum... İlk kitapta hesapladım, bazı hafta sonları 14 saat yerimden kalkmadan çalışmışım (eh, abartı oldu... Bazı ihtiyaçlar için kalktım tabii.). Roman bittiğinde kollarımı kaltdıramıyordum; omuzlarım kilitlenmiş.  Üç hafta fizik tedavi gördüm.

İkinci romanda aynı şey oldu.  Yine üç haftalık fizik tedavi... 

Gözüm korktu.  Üçüncü romana bir türlü başlayamadım. Ancak üniversiteye başlayan bir okurum, sonunda üçüncü romanı bulacağı hayaliyle yine kitap fuarında Uçanbalık standına uğradığında, düşkırıklığını “Ben evlenip çocuk sahibi olsam da üçüncü serüvenin peşindeyim; alıp okuyacağım,” sözleriyle aktarınca, doğrusu utandım.  Böylesine sadık okurları yüz üstü bırakamazdım.  Böylece altı yıl sonra, üçüncü ve dördüncü romanı yazdım.

Beşinci? Belki... Bir yazar ne yazacağını bilebilir mi? Ben bilemiyorum, plan yapmıyorum ve her kitabın ardından, “Herhalde başka yazamam, bitti, bu sondur,” diye kaygılanıyorum. 

Sonra bir de bakıyorum, planlamadığım, hatta aklımdan bile geçirmediğim bir kitap yazıvermişim. Yazarlık serüveni sürprizlerle dolu...

Kitaplarla ilgili okurlarla aramda çok yoğun bir iletişim vardır; bu konuda birikimim çok. Gerek yazılı, gerek sözlü olarak çok hoş, çok ilginç birikimler...  Son sorunuzu, fazla zaman kaybetmemek için olduğu kadar, her bulduğu fırsatı kendini övmek için kullanan bir yazar gibi görünmemek için, standa gelen bir okurumun Süper Gazeteciler talebiyle sınırlı bıraktım.

 


+ 0
+ 0

Aytül Akal

© Copyright 2011. Aytül AKAL

Tüm Hakları Saklıdır.

All rights reserved

 

aytulakal.com, bağımsız, kişisel web sitesidir. Bu sitenin içeriği, yazılı izin alınmadıkça hiç bir şekilde kullanılamaz.

 

 

Yabancı Yayıncılarım

Not: Amazon.com yurtdışında yayımlanan kitaplar için kaynak olarak kullanılabilir.